pasakoskureklam
pasakosksag
Sır Reklam
NAME HABER Yazarı, Araştırmacı-Yazar Kubilay Aktaş'tan "Niyetinle DNA’nı değiştir" başlıklı yeni yazı
NAME HABER Yazarı, Araştırmacı-Yazar Kubilay Aktaş'tan
TÜRKİYE / 29 Aralık 2017
İşte yazının tamamı...
VERMEK istemeseydi, o isteği sizde uyandırmazdı! 
 
(El-Mûcîb - Duâyı Oluşturup, Ona İcâbet Eden) Varlık, bize bizden daha cömerttir. Bu cömertlik içinde ‘bütünün ve bireyin en yüksek hayrı’ her an gözetilir. Cevaplar, bireyin hayrına olacak biçimde verilir...
 
1980’li yıllarda her hücrenin foton (nur) yaydığı tespit edildi. Ve yan yana gelen iki ayrı hücre fotonunun frekansı ölçülmeye başlandığında, ikisinin de bir süre sonra aynı frekansa girdiği, birbirleriyle uyumlandığı gözlemlendi. “Kalpten kalbe yol vardır...” Kuantum biyoloğu Dr. Vladimir Poponin tarafından yapılan deney, şu şekilde... Deney yapılacak kapların içi vakumlanıyor ve içine fotonlar bırakılıyor. Fotonların kabın içinde rastgele dağıldıkları görülüyor. Daha sonra kabın içine DNA’lar bırakılıyor ve kabın içindeki fotonların DNA’nın dönüşüne uyum göstererek aynı düzende döndükleri tespit ediliyor. Bir sonraki aşamada DNA’lar çıkartılıyor ve rastgele dağınık olmaları beklenirken, yine DNA’nın dizilimine uygun biçimde döndükleri görülüyor. Başka bir deneyde, tıpkı su moleküllerinin düşüncelerden etkilenip geometrisini, şekillenişini değiştirmesi gibi; bu sefer de birçok sayıdaki deneğe plasenta DNA’ları taşıyan deney şişeleri veriliyor. 
 
Plasenta nedir? Plasenta, gebelik nedeniyle ortaya çıkan organların en önemlisidir. Plasentanın en önemli görevi; dölyatağı içindeki gelişimi süresince, gereksinimi olan maddelerin anneden çocuğa aktarılmasını sağlamaktır. Deneye dönersek; deneklerden bir duygu üretmeleri, bir duyguyu hissetmeleri isteniyor. Her şişe için ayrı bir duygu ve ayrı bir denek kullanılıyor. Sonuçta DNA’ların iyi duygularda açılıp gevşediği, kötü duygularda ise kapanıp büzüştüğü gözlemleniyor. Bu deney, ‘HIV Virüsü’ taşıyan deneklerin DNA’larında tekrarlandığında; minnettarlık, sevgi, takdir, neşe taşıyan duygu titreşimlerinin, DNA’yı önceden ölçülen dirence göre yüzbinlerce kat daha dirençli hâle getirdiği tespit ediliyor. İşte deneyde görüldüğü üzere; biz, düşüncelerimiz ve ha yâ limiz le DNA’mızı değiştirebiliyoruz. Evreni ve bizi saran bu ‘esir maddesi’nden oluşan titreşimsel alanda birbirimize bağlanıyoruz. Kısacası kendi niyetlerimizi etkileyebildiğimiz gibi, bu yaratılış ağını da etkileyebiliyoruz...
 
“Ey Âlî! Duânın içine hayâli kat!” demiş Hz. Muhammed (a.s.m.), İmâm-ı Âlî’ye (r.a.)... Bir niyet, ‘üçüncü göz seviyesi’ olan Ajna (Agya, Râ Esmâsı) çakra seviyesine, yâni ‘makâm-ı râziye’ye ulaştığında; artık o gerçektir! İnsân-ı kâmiller topluluğu bu bilinç seviyesinde oldukları için, düşüncelerinden bile sorumludurlar onlar...
 
‘Kuvve-i Hayâliye’nin merkezi burasıdır. Ve hayâllerimiz, irâde mi ze göre şekillenir. “İmajinasyon” (imgeleme-hayâl gücü), yaratıcı bilincin kullandığı temel yetidir. Bu, “rûhânî düzeyde olan bir olguyu, fiziksel düzeyde tezâhür ettirme” eylemidir. Düşüncenin bir enerji formu olduğu, bugün bilim tar kabûl edilmekte ve bu konuda etkileyici netîceler alınmaktadır. Bu düşünce formlarını, iç gözümüzle ‘astral’ ve ‘enerji beden’ seviyesinde görmekse gâyet mümkün... Önce ‘enerji beden olan eterik bedenler’ birbiri ile tanışır. Dolayısıyla iletişimin ilk noktası burasıdır. Buradaki uyum, ruhsal köklerimizin uyanmasına ve önceki tanışıklığın hatırlanmasına yol açar. Bu konu parapsikolojide “düşünce şekilleri”, kadim bilgelikte ise “misâl ve melekût âlemine âit oluş formları olan melekler, cinler, hüddamlar” olarak tanımlanır. Kabirde azâba, sıkıntıya sebep olan olgunun kendisi; “ikinci beden seviyesinde olan düşük frekanslı düşüncelerin, farkındalıklı bilincin silikleşmesi neticesinde form kazanması”ndan başka bir şey değildir! 
 
Her kalbin temsil ettiği bir koku, renk, şekil veyâ onunla bağlı olan temsilci bir hayvanı ya da temsilci meleği, mekânı vardır. Kabir boyutunda realite kazanan bu formlar, burada ektiklerimizin sonucudur. Vâroluştaki tüm formlar, insan merkezine bağlı olarak varlık kazanabilir. 
 
“Sen olmasaydın, felekleri yaratmazdım.” Kudsî Hadis Özünü ruhânî, bedenini ise hayvanî hayattan alan ‘insan sûreti’, ancak ‘üçüncü göz seviyesi’ne, yâni ‘kalp merkezine bağlı olan seviye’ye yükseldiğinde ‘insan’ olur! Ki, bu noktada ona “Hz. İnsan” derler. Bu seviyeye ulaşan bilinç, bu yüksek vibrasyonları ‘duru görü’ yetisi ile görür ve onlar üstünde bir kudrete, bir têsir gücüne erişir. Bu ‘karmik bağlardan kurtuluş’, artık ‘yetileri kullanabilmek’ anlamına gelir. 
 
“Elif, Lâm, Mîm, Râ” esmâsının Râ’sı ile; beden, zihin ve rûh birbiriyle ilişkilenip birlenir. Dolayısı ile tüm çalışmalara bu esmâ ile başlarız ki, “düşüncelerimizin berzah âlemi olan spatyum”daki ve “beden dediğimiz kabirdeki kirli oluşumlar”ı buradayken değiştirip doğru meyveler alabilelim! Bu, çiftçi olan irâdemizin doğru tohumları ekmesi ve hasadı ona göre toplaması noktasında önem arz eder... Mânevî konuların fizik yasalardan ayrı olduğu zannıyla hareket etmek, ‘duygular girdabı’nda boğulmaya sebep olur. Mâ ne viyat, maddiyatla sınırlandırılmaz; ancak maddiyattan, yâni yasadan da kopartılamaz. Dolayısı ile yapılan her ibâdetin hikmetini bilerek yapmak, ‘alınacak sonucun hızlandırılması’ noktasında önem arz eder. Bütün bütün sâdece çalışmaya odaklanmak sonucu bloke edeceği gibi, dinlenmeyi ihmâl etmek de sonucu geciktirir. Denge odur ki; namazda sesini ne yükselt, ne de kıs! 
İkisi arasında bir yol tut. (İsrâ Sûresi 110) Kişi sürece, “sonucun ‘mutlak hayır’ olması”na niyet ederek odaklanmalıdır. Sürecin hayırlı sonuca doğru ilerlediğinin semptomu ise; içindeki lezzet, kolaylık ve iç tatmin ile orantılıdır. Zîrâ suhûlet, kolaylık; evrendeki en temel ilkedir ve bunun büyük bir keyfi vardır... Cennet, mutluluk beldesidir ve insan şimdi burada iken; bu doğal dengeyi, “mutluluğu belirleyici unsur” olarak seçmelidir. Bu seçim, en büyük ibâdettir. Mutlu olmak, en büyük ibâdettir; ‘şirk’ten arınmışlık hâlidir! Eğer kişi mutlu değilse, orada çok ciddî bir sorun var demektir.
 
 “İşte bütün bunlar nur kelimeleridir;  onların özelliklerini topla ve mânâlarını tahkîk et!  Bütün hayır, onlarla tamamlanır...” 
Celcelûtiye 74. Bab
 
 “Elif, Lâm, sonra peslerindeki Râ sırrıyla;  Nûr isminle bütün (süflî) rûhânîlerin üstüne çıktım.”
 
“Elif, Lâm, sonra Mîm ve Râ ile ruhların mecmâına yükseldim. Fakat gerçek Rûh, çok yücedir.” 
 
Celcelûtiye 57 ve 58. Bablar
 
KUBİLAY AKTAŞ - NAME HABER
 

 

YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.