Cumhurbaşkanı Erdoğan, BBC’de yayınlanan “HARDtalk” programına özel mülakat verdi
Cumhurbaşkanı Erdoğan, BBC’de yayınlanan “HARDtalk” programına özel mülakat verdi
TÜRKİYE / 15 Temmuz 2017
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, BBC'de yayınlanan "HARDtalk" programına verdiği özel mülakatta, gündeme ilişkin konularda değerlendirmelerde bulundu ve soruları yanıtladı.
"Geçen sene bu zamanlarda bir darbe girişimi oldu Türkiye’de ve Türkiye, daha önce hiç görülmedik bir biçimde bir araya geldi, o birlik havasında ne oldu?" sorusuna Erdoğan, "Marmaris’te ailece şöyle bir hafta tatil yapalım demiştik, bunun için Marmaris’teydik. Ne yazık ki 15’inin akşamında böyle bir darbe girişimi olunca, bu haberi aldığımız anda, gerek şu anda Enerji Bakanımız olan Berat Bey, gerek eşim, kızım, torunlarım, hep beraber oradan İstanbul’a geldik. Milletimin ayağa kalkışını gördüm ama hareket etmeden önce ben tabii ki sosyal medyadan halkımı meydanlara davet ettim ve halkım meydanlara döküldü, havaalanlarına döküldü ve hiç yılmadılar. F-16’lara karşı, tanklara, toplara karşı, helikopterlere karşı yılmadan bunların üzerine üstüne giderek adeta İstanbul’a indiğim anda havalimanında halkımı gördüm." yanıtını verdi.
 
"Bu birlik ruhunun gittiği, ülke içinde ve dışında eleştirilerin olduğu, tüm muhalefeti ortadan kaldırmak için darbe girişiminin bir bahane olarak kullanıldığı" eleştirilerinin uydurma olduğunu vurgulayan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
 
"Böyle bir şey söz konusu değil ve bugün Sayın Başbakanım ile beraber biz şehitlerimizin kabirlerini ziyaret ettik ama asıl ağırlıklı program cuma, cumartesi, pazar günü yapılacak olan programlar var ve bu programlarla birlikte de bizim milli olarak birliğimizin hangi noktada olduğunu tüm dünya tekrar görecek. Bizim birliğimizde herhangi bir şey söz konusu değil. Buna tahammül edemeyenler bu tür şeyleri uyduruyorlar, böyle bir uydurma atılmış bir adım asla söz konusu değil. Bu millet liderine güveniyor, hükümetine güveniyor ve bu güvenlik içerisinde de dayanışmayla çalışmalarını aynen kararlılıkla sürdürüyor."
 
"Sözde adalet yürüyüşü"
 
Erdoğan, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun partisinin İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu'nun tutuklanmasına tepki için Ankara Güvenpark'tan başlattığı yürüyüşe ilişkin soruya ise şöyle yanıt verdi: 
 
"Şimdi ben size özellikle bir şey söyleyeyim, bu tamamıyla bir sözde adalet yürüyüşüdür ve bu sözde adalet yürüyüşünün ortalaması bellidir. Bunun ortalaması bazen 500 olmuş, bazen bin olmuş, bazen bin 500 olmuş, bu kadar. Bakın bütün bunların bu yürüyüş esnasında hükümetimiz her türlü güvenceyi sağladı ve bu güvenlik içerisinde bu yürüyüşü yaptılar. Peki, gelip de en son topladıkları mitingdeki kalabalık nedir? O kalabalık da ortada. Bakın toplam İstanbul dışından otobüslerle gelenler, hep birlikte topladıkları 175 bin kişi. Biz bir 7 Ağustos mitingi yaptık ve 2 milyon insan orada toplandı, aramızdaki fark budur. Tayyip Erdoğan, cumhurbaşkanı olarak, hükümetimiz olarak asla bugüne kadar kimsenin önünü kesmemiştir, kimsenin demokratik haklarını engellememiştir."
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Yürüyüşe katılanların sayısının 175 bin kişiden fazla olduğu" iddialarının gerçeği yansıtmadığını söyledi. 
 
"Hiçbir zaman bir birlik ruhunda bütünleşmemişlerdir"
 
"Milyonlarca insanın darbe girişimi sonrası sokaklara döküldüğü" anımsatılarak, "Bu birlik ruhunun bugünkü durumunun" sorulması üzerine Erdoğan, şunları kaydetti:
 
"Şimdi bakın hiçbir zaman bu ana muhalefet Cumhuriyet Halk Partisi zihniyeti ve onlarla beraber hareket edenler, PKK terör örgütü, bunlar hep beraber hareket ettiler, bunlar hiçbir zaman bir birlik ruhunda bütünleşmemişlerdir, her zaman bunlar ayrılıkçı olmuşlardır ve ana muhalefet şu anda terör örgütüyle birlikte hareket etmiştir ve aşırı uçlar beraber hareket etmişlerdir ve dolayısıyla da bunların böyle bir birlik ruhu içerisinde yer alması da bundan sonra zaten söz konusu olmayacaktır. Asıl demokratik mücadeleyi de şu anda iktidar partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi Parlamentoda gayet açık ve net bir şekilde ortaya koymaktadır."
 
"Gazetecilikten dolayı içeride olan yok"
 
"Gazeteci olduğu" iddia edilen cezaevindeki kişiler ile ilgili soruya Erdoğan, şöyle yanıt verdi:
 
"Bakın, şu anda siz benden daha fazla konuşuyorsunuz, asıl özgürlük sizde, siz bana özgürlük tanımıyorsunuz. Benimle böyle bir söyleşi yapıyorsunuz ama bana özgürlük tanımıyorsunuz. Gazetecilikten dolayı içeride olan yok, bunu çok açık görmemiz lazım ve şu anda Türkiye’de bu kadar muhalif gazeteciler, işte bu yürüyüşü yapma esnasında tüm yazılanlar çizilenler, her türlü hakaretler, hepsi ortada ve içeride olanların şu anda gazetecilik sıfatı yok. Bunlar ya terör örgütüyle beraber hareket etmişlerdir, ya silah bulundurmaktan içeri girmişlerdir, ya birçok yerlerde bankamatikleri kırmışlar, buraları soymuşlardır ama ceplerinde bir sarı basın kartı değil, gazeteci kartı var, bununla beraber de kendilerinin gazeteci olduğunu iddia etmişlerdir ve şu anda da sizin ifade ettiğiniz şekilde 170 tane gazeteci filan içeride yok, bunların hepsi yalan, böyle bir şey söz konusu değil ve bunları biz defaatle açıklamalarını yaptık ve şu anda gerçek manada gazeteci sıfatıyla içeride 2 kişi var, bunun dışında böyle bir şey söz konusu değil ve bunların hepsi yalandır. Lütfen bu yalanlarla da tabii tüm dünyayı kandırmayalım. Bakın yargı, ordu, emniyet, basına sızmak suretiyle özellikle böyle bir çete oluşturuldu."
 
Gazetecinin, çeşitli kuruluşlar tarafından bu konuda dile getirilen rakamlar ile ilgili ifadeleri üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bu çeteyle de işte bu darbe girişiminde bulunuldu. Soruyorum, bir devleti yıkmak için böyle bir çalışmayı hep birlikte yapacaklar, ondan sonra da gazetecilik kimliğine sığınmak suretiyle kendilerini kurtaracaklar, böyle bir şey söz konusu değil. Bizim kimsenin yazdığından çizdiğinden ne korktuğumuz ne de çekindiğimiz yok." dedi.
 
"Darbe girişiminde sessiz kalmamızı bekliyorsunuz, böyle bir şey olamaz"
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, FETÖ'nün darbe girişimi sonrası tutuklanan ya da açığa alınanların durumları ile ilgili soruya karşılık, şu değerlendirmelerde bulundu:  
 
"Kusura bakmayın, bu söylediğiniz şeyler doğru değil, dürüst değil. Bakın yargı Batı'da yargı oluyor da, Türkiye’nin yargısı niye yargı olmuyor? Bugün yargı ByLock denilen bir delili yakalamıştır, Eagle denilen bir delili yakalamıştır ve bu delillerin yanında da FETÖ terör örgütünün bağlantılarını tespit ederek bu bağlantıları ortaya koymuştur ve askere sızmış, yargıya sızmış, polis teşkilatımıza sızmış, tüm bakanlıklara sızmış olan bu darbeciler yakalandığı zaman bunlar hala orada tutulacak mı bunlar görevden alınmayacak mı? Kusura bakmayın. Doğu Almanya-Batı Almanya birleşmesinde 500 bin insan açığa alındı, kimsenin sesi çıkmıyor ama Türkiye’de şu anda devlete karşı darbe yapanlara herhangi bir müdahale yapılmasın isteniyor, böyle bir şey olmaz."
 
"250 şehidimi kim geri getirecek?"
 
 Erdoğan, söz konusu kişiler ile ilgili bir başka soru üzerine de sözlerini şöyle sürdürdü:
 
"Eğer bir insanın özlük hakları varsa, özlük hakları kendisi için geçerliyse bu özlük hakları kendisine verilir ama bu özlük haklarını kaybettiyse, tabii ki özlük haklarını kaybeder, ne yapar? Gider özel sektörde çalışır, devlette çalışmaz, bu, budur. Yani herhalde devlet herkese ilanihaye sonuna kadar bakmak, beslemek zorunda değildir. Bunlar çünkü bir terör örgütünün mensuplarıdır. Terör örgütünün mensuplarını devlet niye beslesin? Benim 250 vatandaşım öldürülmüş, 2 bin 193 vatandaşım yaralı. Bunların yarasını kim saracak acaba, 250 şehidimi kim geri getirecek? Bunları niye konuşmuyoruz, bunları konuşalım."
 
"ABD ziyareti esnasında Başkan Trump ile FETÖ elebaşı Fetullah Gülen ve diğer örgüt üyelerinin iadesi konusundaki görüşmeleri" de sorulan Erdoğan, "Trump’ın söylediği de aynen daha öncekiler gibi, onlar da yine 'yargı var, işte yargı süreci, ilgileniyoruz, şu anda dosyaları inceliyoruz.' çünkü 85 koli belge teslim ettik biz onlara. Bunların onlar tarafından incelenmesini ve bu noktada 'kendi polis teşkilatlarının bunu incelediklerini ve yargıyla da bu işin takibinin olacağını', bunu söylüyorlar. Biz de aynı şeyi muhataplarımıza söylüyoruz, bizim de yargımız var, yargı bunların hepsini şu anda inceliyor ve nihai kararı da yargı verecek, olay bu kadar basit." diye konuştu. 
 
Mülakatı yapan gazetecinin, "Avrupa Birliği (AB) ile ilişkiler hiç olmadığı kadar düşük bir seviyede seyrediyor şu anda. Özellikle Almanya ile ilişkiler görülmedik derecede zayıf. Şu anda sizlerle Şansölye Angela Merkel arasındaki asıl problem nedir acaba?" sorusu üzerine Erdoğan, şunları kaydetti:
 
"Şu anda benim Merkel’le ikili olarak aramızda bir problem olduğunu söyleyemem. Şu andaki en önemli sıkıntı, Türkiye ve AB arasındaki süreçtir yani 1963 ve 2017, yani böyle bir süreç içerisinde Türkiye’ye uygulanan bu yaklaşım tarzı hiçbir ülkeye uygulanmamıştır. Dolayısıyla Avrupa Birliği samimi değildir, bu samimiyetsiz yaklaşımını ortadan kaldırması lazım ve bugüne kadar verdikleri sözlerin hiçbirinde durmamışlardır. Şu anda 14 fasıl ancak açılmış ama kapanmamıştır.
 
Bakın, son mülteciler konusunda da mülteciler konusunda biz, 3 milyon şu anda bizde Suriyeli mülteci var ve bizim yaptığımız harcama şu ana kadar, 800 milyon avro ve biz bu harcamaları yapmışız. Onlar bize, 3+3 milyar avro ödeyeceklerini söylediler 2016’da, şu ana kadar bize ne yazık ki bu 800 milyon avro dışında ödenen hiçbir şey yok."
 
Erdoğan, "Türkiye, sizce AB'nin içinde mi yoksa dışında mı kalsa daha iyi olur? Sizin kişisel görüşünüz nedir? İçeride olmak mı daha iyi, dışarıda kalmak mı daha iyi?" şeklindeki soru üzerine, "Şimdi biz, verdiğimiz sözü tutuyoruz fakat AB, bu noktada bize karşı çok açık, net olur da mesela 'Biz Türkiye’yi AB'ye alamayız.' derse, bu bizi rahatlatır. Biz de B planımızı, C planımızı uygulamaya koyarız yani bizim için AB olmazsa olmaz bir yer değil. Türkiye, ayakları üzerinde duran, bugün kişi başına milli geliri 11 bin doları aşmış bir ülke." ifadelerini kullandı.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Kişisel olarak Türkiye’nin AB’nin dışında olmasının daha iyi olacağını söylüyormuşsunuz gibi geliyor bana." şeklindeki soruya da şu yanıtı verdi:
 
"Başbakan olduğum ilk zamanlarda bizim AB’deki lider zirvesinde bize yaklaşımları şuydu: 'Türkiye, bir sessiz devrim yaptı.' diyorlardı ama şimdi aynı Avrupa, ne yazık ki bizi liderler zirvesine davet etmedikleri gibi, devamlı oyalıyorlar. Şu anda benim halkımın büyük bir çoğunluğu AB’yi aslında istemiyor, AB’nin bize karşı yaklaşımını da samimi bulmuyor. Dolayısıyla biz buna rağmen AB'ye karşı samimiyetimizi bir müddet daha devam ettireceğiz, bakalım nereye varacak?"
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, İngiltere Dışişleri Bakanı Boris Johnson'un kendisi hakkında yazdığı ve kaba ifadeler içeren mektuptan dolayı özür dileyip dilemediğinin sorulması üzerine, "Boris Johnson’ın benimle ilgili böyle bir kaba mektup kaleme aldığını doğrusu ben geçmiş, mazide kalmış bir yazı olarak olabilir ama benim ondan sonra Boris’le yaptığım çok görüşmeler var ve Boris’in Türkiye’ye karşı olan bu noktadaki muhabbetini de gayet iyi biliyorum ama sen belli ki Boris’le bizim aramızı açmak istiyorsun, bu oyuna ben gelmeyeceğim. Bizim aramız onunla gayet iyidir." değerlendirmesinde bulundu.
 
Erdoğan, Başbakan Binali Yıldırım'ın İngiltere Başbakanı Theresa May’le yaptığı görüşmelerde Brexit'ten sonra iki ülke arasındaki ikili ve ticari anlaşmaların Türk vatandaşlarının İngiltere'de serbest dolaşımına imkan verilmesi şartına bağlanıp bağlanmadığı sorusuna, "Bizim G-20’de May ile dar kapsamlı görüşmemiz oldu. Bu görüşmelerde de Türkiye-İngiltere ilişkilerini çok daha iyi bir konuma getirmenin adımlarını atacağımızı, her alanda yani bu ekonomik, kültürel, savunma sanayisi ve bütün bunların yanında tabii Türkiye ve İngiltere arasındaki ikili ilişkileri Avrupa Birliği bağlamında değil, ikili ülkeler olarak değerlendirmenin kararlılığı içerisinde olalım dedik." yanıtını verdi.
 
"Başbakan Yıldırım'ın ifade ettiği gibi bu, bir şarttır diyebilir misiniz? 'Brexit sonrasında ikili bir anlaşma, ticari anlaşma imzalanacaksa Türk vatandaşlarının serbest dolaşımına imkan sağlanmak zorundadır diyebilir misiniz?" şeklindeki soru üzerine Erdoğan, "Yani ikili anlaşma çerçevesinde bu, her iki ülkenin kararlılığıdır. Yani burada İngiltere'nin böyle bir kararı vermesi halinde Türkiye, olarak biz de böyle bir kararı veririz." ifadelerini kullandı.
 
Erdoğan, "Bu, bir hedef mi peki? Böyle bir anlaşmanın hedefi midir?" sorusuna da "Neden olmasın?" karşılığını verdi.
 
"Biz krizlerin tarafı değiliz"
 
"Türkiye, gerçekten çok önemli bir ülke. Özellikle dünya sahnesinde çok önemli bir rol oynuyorsunuz. NATO'nun bünyesindeki en büyük ikinci orduya sahipsiniz. Ortadoğu'da özellikle kilit bir role sahipsiniz. Şunu sormak istiyorum. Katar ve Körfez ülkeleri arasındaki gerginliğe ilişkin, Katar'a verilen listede Türk üssünün kapatılması dile getirilmişti ve askeri birliklerin çekilmesi istenmişti. Sizce buradaki gerginliğin askeri bir gerginliğe dönüşmesi tehlikesi var mı? Buna karşı cevabınız ne olurdu? Siz burada bir taraf olur musunuz? sorusunun yöneltildiği Erdoğan, şunları kaydetti:
 
"Şimdi bakın, bu soruyu bana soruyorsunuz da böyle bir soruyu Amerika’ya niye sormuyorsunuz, böyle bir soruyu Fransa’ya niye sormuyorsunuz, böyle bir soruyu İngiltere’ye niye sormuyorsunuz? Biz krizlerin tarafı değiliz, biz tam aksine Körfez’de bir diyalog, bir barış, bunun yoluyla süratle bir çözüm arayışı içerisindeyiz. Türkiye, asla bu bölgede Müslüman'ın Müslüman'a kırdırılmasını istemez ve Müslüman'ın Müslüman'la savaşını biz istemiyoruz, biz artık bunlardan bıktık. Biz bir Yemen’deki olanları istemiyoruz, bir Filistin’deki, bir Libya’daki gelişmeleri bu şekilde istemiyoruz.
 
İşte Suriye’de olanlar ortada, Irak’ta olanlar ortada, bunlarda bedel ödeyen ülke Türkiye olarak biz bunları istemiyoruz. Onun için de Katar’da böyle bir şeyi asla kabul etmiyoruz."
 
"Suriye halkı kendi içinden liderini çıkarmalı"
 
Suriye'de barışın sağlanması amacıyla başlatılan Cenevre görüşmelerinde ilerleme kaydedilip kaydedilemeyeceği ve Beşar Esed ile Suriye'deki siyasi geçiş sürecinin geleceğinin olup olmayacağı konusundaki düşünceleri sorulan Erdoğan, şunları dile getirdi:
 
"Yani milyona yakın insanın ölümüne neden olan Beşar’ın hala orada kalmasını savunmayı ben siyasi ufuk açısından asla doğru bulmuyorum. Suriye halkı kendi içinden liderini çıkarmalıdır, demokratik yollarla bu lider çıkmalıdır. Astana’da bir adım atılmıştır, temenni ederim ki Cenevre’de bu artık siyasi noktada bir karara bağlanır ve Suriye halkına, 'Gel, sen kendi liderini seç.' denir. Eğer demokrasiye inanıyorsak bunu yapmamız lazım." 
 
"Bizim tek sorunumuz terör örgütü PKK, DHKP-C, PYD, YPG, DEAŞ, FETÖ, bunlarladır"
 
"PKK’yı sormak istiyorum. PKK tabii ki ABD, AB ve Türkiye için terörist bir örgüt. Burada bu sorunun çözümünün oluşmasına ilişkin, çözüm sürecinin başlatılmasına ilişkin bir ihtimal var mı?" sorusuna Erdoğan, şöyle yanıt verdi:
 
"Bizim bir defa Kürtlerle asla bir sorunumuz yok. Bizim tek sorunumuz terör örgütü PKK, DHKP-C, PYD, YPG, DEAŞ, FETÖ, bunlarladır. Terörün tanımını yaparız, kim ki terör örgütüdür, o bizim düşmanımızdır, onlarla da sonuna kadar mücadeleyi milletimizin adına veririz."
 
Erdoğan, 2019'daki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olup olmayacağı sorusu üzerine, "Şu anda bunları konuşmak çok erken, gün ola harman ola. Henüz 2019’a varmadan hayatta kalacağımızın garantisi var mı? Olmadığına göre biz şu andaki görevimizi bihakkın yerine getirelim, gerisi Allah kerim." değerlendirmesinde bulundu.
YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.