Dr.Selim Temurci: Hedefleri tüm İslam coğrafyasıdır
Dr.Selim Temurci: Hedefleri tüm İslam coğrafyasıdır
SİYASET / 11 Aralık 2017
İşte AK Parti İstanbul İl Başkanı Dr.Selim Temurci'nin "Hedefleri tüm İslam coğrafyasıdır" başlıklı "Haftalık Gündem" yazısı...
Bugün yaşadıklarımızı dünü bilmeden anlamlandıramayız. ABD ve İsrail’in ortak bir kararla ve İslam dünyasındaki yoğun sorunların sisli dumanlı atmosferini fırsat bilip bir oldu bittiye getirerek Kudüs’ü Siyonist devletin başkenti ilan etmeye kalkmaları, kökü eskilere dayanan büyük bir planın parçasından ibarettir.
 
Kudüs eksenli Filistin sorununu, tarihsel çizgisinden soyutlayarak salt günümüzün olaylarıyla değerlendirmeye çalışmak hem yanıltıcı, hem de yüzeysel bir değerlendirme olur. Kudüs, Hz. Ömer’in fethettiği 638’den beri bir Müslüman toprağıdır. İsrail’in 3000 yıllık başkentlik iddiası, ırkçı ve siyonist bir safsatadan ibarettir. Kudüs'ün Yahudilere başkentliği, tarih boyunca 100 yılı bile bulmamıştır.
 
Herkes kabul eder ki, 400 yıllık Osmanlı dönemi, 3 semavi din mensupları için de kutsal sayılan Kudüs için, tarihinin en barışçı ve en huzurlu dönemiydi. Zira bu dönemde üç dine mensup halk, aralarında en küçük bir çatışma olmadan yaşadılar. Ne zaman ki Osmanlı devleti çökertilip bazı bölge yöneticilerin de inanılmaz gaflet ve ihanetleriyle Filistin toprakları İngilizlerin vesayetine terkedilince, Kudüs’ün esareti ve Filistinli kardeşlerimizin hala tüm hızıyla süren derin acıları da başladı. İngilizler, Filistin'i geçici olarak işgal ettikten sonra bölgeye Yahudi göçü hızlandı.
 
İngilizler, Yahudilerin "vaat edilmiş topraklara" kavuşması için her türlü kolaylık ve imkanı hazırladılar. 1919'da Filistin’deki Arap müslümanların sayısı Yahudilerin tam 16 misliyken 1947'de sayılar eşit hale getirildi. İngilizler 1947'de bölgeden çekilince ayaklanma ve savaşlar iyice arttı. Bugün olduğu gibi, o gün de adaleti gözetmeyen BM, Filistin topraklarının Araplar ve yahudiler arasında paylaşımını öngören 181 sayılı kararla zalimce bir taksimat yaptı: Filistin topraklarının en verimli yerlerini oluşturan yüzde 55'lik kısmını yahudilere verdi, genellikle verimsiz topraklar ve çöllerden oluşan yüzde 45'lik kısmını ise müslümanlara! Yahudiler bu taksimatın ardından BM'ce Filistinlilere pay edilmiş toprakların da 3'te 1’ni gasp ederek İsrail devletini kurduklarını açıkladılar.
 
Böylece Batı emperyalizmi, coğrafyamızın bağrına, türedi bir yapıyı, suni bir devleti, bir hançer gibi yerleştirdi. Milyonlarca Filistinli, tüm dünyanın gözleri önünde, kendi topraklarının muhaciri ve sürgünü durumuna düşürülmüştü. Artık Filistinlileri İsrail şiddeti, kan, gözyaşı ve acılarla dolu bir süreç bekliyordu. Halen günümüze kadar süren olaylar zincirinin başlangıcı budur. Filistin sorunu hakkında rahat koltuklarında ahkam kesmeye çalışan uluslararası siyaset, bu tarihsel arka planı hep görmezden geldi! İsrail kurulduğu günden beri her türlü uluslararası kuralı hiçe sayarak ve bu hiçe sayış karşısında sürekli göz yumma veya açıktan destek bularak sürekli işgalini genişletti, sürekli mazlum bir halka karşı her türlü kıyımı uyguladı. Halen de Filistinli kardeşlerimiz adeta açık hava hapishanesini andıran koşullar içinde, ambargolarla, kıtlık ve yoklukla boğuşarak var olma mücadelesi veriyorlar. Ortadoğu’da yanan ateşin sebebi, İsrail’in kirli politikalarıdır.
 
Amerikan iç politikasında köşeye sıkışan Trump ve yeryüzünü kendisinin sanan ABD egemenleri, İsrail ile yeni bir ortaklığa soyunmuş bulunuyor. Amerika’nın Kudüs’ü başkent olarak kabul etmesi, yeryüzündeki sebep oldukları ifsat ve huzursuzluğu derinleştirme girişiminden başka bir şey değildir. Dünyada zaten cari olan kaos düzenini daha da derinleştirecek bu karar için uluslararası toplum inisiyatif almak zorundadır. Yoksa yarın, bugünden de güvensiz olacaktır. Herkes bilmelidir ki Kudüs İslam’ın mübarek beldesidir. Müslümanların ortak sevdası, ortak derdi, kırmızı çizgisidir. Her Müslüman bilir ve inanır ki Kudüs’ü savunmak Mekke ve Medine’yi savunmaktır. Kudüs’ü savunmak Ankara’yı, İstanbul’u, Şam’ı, Kahire’yi, Bağdat’ı, Tahran’ı, Üsküp’ü, Kosova’yı, Saraybosna’yı savunmaktır. Çünkü, “Kudüs kararı” aynı zamanda tüm İslam topraklarını kuşatma altına almak isteyen küresel planın bir parçasıdır. Bu kararın hedefinde sadece Kudüs yoktur, bütün bir coğrafyamız istikrarsızlaştırılmak ve parçalanmak istenmektedir. Bu batı zorbalığına karşı umut olan tek ülke de güçlü Türkiye’dir.
 
Türkiye’nin maruz kaldığı kuşatmalar da bundandır zaten. Diğer yandan görmemiz gereken temel bir nokta var; hiç kuşku yok ki, bugün sergilenmeye çalışılan bu küstahlık, saygısızlık ve alçakça girişimler, bunu yapanların cesaretinden değil, İslam dünyasının ve ümmetin sergilediği perişanlıktandır. İsrail ve ona hamilik yapan batılı emperyalistlerin en büyük gücü, ne teknolojik silahları, ne İslam’a duydukları derin düşmanlık ne de ekonomik kaynaklarıdır. Onların en büyük gücü bizim, vahyin istediği “bir binanın tuğlaları gibi kenetlenme” ruhundan uzak oluşumuzdur. Ümmetin bu gerçekleri görüp silkinme ve uyanma zamanı gelmiştir. Müslümanlar, esenlik yurdu Kudüs’e Allah’ın izniyle sahip çıkacaktır inşallah.
 
Hz.Ömer’in emaneti emanetimiz, Selahattin Eyyubi’nin cesareti rehberimizdir. Dünyayı ve Kudüs’ü yeryüzünde bozgunculuk yapanlara bırakmadık, bırakmayacağız. Türkiye olarak bu coğrafyada birlik, beraberlik, kardeşlik, işbirliği, güç birliği ve dayanışma içinde olmanın bütün siyasi, ekonomik ve diplomatik gereklerini sonuna kadar yerine getirmeye devam edeceğiz.
 
Kudüs Trump’ın boş kuruntularına ve Siyonistlerin küstah heveslerine bırakılmayacak kadar büyük, değerli, muazzez ve mukaddestir. Bu azim ve bu şuurla sonuna kadar Kudüs’ün ve Kudüs davasının yanındayız.
 
AK PARTİ İSTANBUL İL BAŞKANI Dr.SELİM TEMURCİ
 
YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.