15 Temmuz Gazisi Muharrem Kaşıtoğlu, o gece yaşananları anlattı
15 Temmuz Gazisi Muharrem Kaşıtoğlu, o gece yaşananları anlattı
SİYASET / 17 Ağustos 2017
Başkan Muharrem Kaşıtoğlu, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın 15 Temmuz karanlık gecesini anlatan ve darbe girişimini önlemek için yapılan aydınlık mücadeleyi bizzat yaşayanların dilinden aktarılan ifadelerin yer aldığı "15 Temmuz Gazilerin Dilinden" isimli kitapta tarihe not düşülecek önemli bilgiler aktardı.
VATAN İÇİN KURŞUNLARA SİPER OLMAK
MUHARREM KAŞITOĞLU
 
1973’te Kastamonu’da doğdu. 1976 yılından itibaren Beykoz’da ikamet ediyor. Halen Beykoz Belediye Başkan Yardımcısı olarak görev yapıyor.
 
Temmuz akşamı saat 22.00 sıralarında Beykoz Belediye Başkanımızla bir toplantıdan çıkıp belediye binasına geçtik. Bir anormallik olduğunu anlar anlamaz Kavacık’ta bulunan Parti ilçe binasına intikal ettik. Oraya gider gitmez, tüm üyelerimize -acil ilçe binamızda toplanın- içerikli bir mesaj attık. Çok kısa sürede insanlar ilçe merkezine
akın etmeye başladılar. Herkesin aklında aynı sorular, ne olduğunun anlaşılma çabaları.
 
Belediye Başkanımız ve ilçe başkanımız toplanan kalabalığa hitaben birer konuşma yaptılar, akabinde Cumhurbaşkanımızın sokağa çıkın talimatı geldi. Alınan kararla, saat 24.00 civarı ilçemiz sınırları içerisinde yer alan ve askerler tarafından ele geçirilen Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nün Anadolu Yakası geçişine hareket ettik. İlçe binamızdan orası yaklaşık 700-800 metredir.
 
Yolda giderken insanların ara sokaklardan bir sel gibi bizim olduğumuz ana kola katıldıklarını gördüm. Kalabalık çok büyümüştü. Bizler görevimizin de verdiği sorumlulukla en önde hareket ediyorduk. Askerler tarafından yolun Anadolu’dan Avrupa’ya geçiş yönünde Kavacık’tan kesildiği noktaya geldiğimizde işin ciddiyetini daha iyi anlama fırsatı bulduk. Askerlerin bir kısmı pasif durumda beklerken, bir kısmı bize dağılın, yaklaşmayın tarzında uyarılar yapıyordu. O bölgede 4 tank ve 2 asker kamyonu vardı. Bizler, askerlere yolu açın derken, önce havaya sonra yere ateş etmeye başladılar. Korktuğumuzu itiraf etmekte bir beis yok. 10 metre ilerinizde üzerinize doğru ateş ediliyor, haliyle korkuyorsunuz.
 
Sonrasında gözümüzün önünde bir arkadaşımıza doğrudan ateş ettiler ve vurdular. Biz bunu görünce askerlerin üzerine daha bir kararlılıkla yürüdük ve onlardan bazıları bizim de üzerimize ateş etmeye başladılar. Adeta yaylım ateşi altında kalmıştık. Özellikle yüzünü hiçbir zaman unutmayacağım bir asker tereddütsüz ateş ediyordu.
 
Ben şarapnel parçaları ile çenemden ve göğsümden yaralanmıştım, yüzüm ve üstüm başım kan içerisinde kalmıştı. Pek çok dostum nasıl olduğumu soruyordu. Onlara iyi olduğumu ve işlerine devam etmeleri gerektiğini söyledim. Yanımda Murat adında bir kardeşimiz karnından ağır şekilde yaralandı. Bir hemşire kardeşimiz orada müdahale etti.
Maalesef bölge araç trafiğine kapalı olduğu için o yaralımız 50 dakika boyunca yerde yattı ve sonrasında çare kalmadığı için bölgenin zorlu arazisinden uyduruk bir sedye yapılarak taşındı. Karmaşa devam ediyordu ama çok kısa sürede Beykoz halkının kararlılığı kendini göstermiş tanklardan 3 tanesi ve askeri araçlar ele geçirilmişti. Diğer tankın kapağı açılamamıştı ve onun sürücüsü kaçmaya başladı. Anadolu yakasına doğru tankı vatandaşların
üzerine sürdü. Bu arada tankın üzerindeki 6-7 vatandaşımız inmemekte kararlıydı.Onları düşürmek için üzerindeki oynar top başlığını hızlı bir şekilde 360 derece döndürüyor ve tankı hızlıca sürmeye devam ediyordu. Bu sırada tankın ezdiği bir vatandaşımız maalesef olay yerinde şehit oldu,bir vatandaşımız da ağır yaralandı.
 
Belediye başkanımız ve ilçe başkanımız olay yerinde başından sonuna kadar bulundu ve vatandaşlara cesaret ve moral verdi. Köprü girişindeki polis kontrol noktasında askerler tarafından alıkonulan polisler de kurtarıldı. Tüm bunların hepsi 1-1,5 saatlik zaman diliminde gerçekleşti. Tüm bu karmaşa içinde ve öfkeye rağmen dahi askerlere çok şiddetli bir muamele yapılmadı, her şeye rağmen sağduyulu davranan Beykozlular o gece orada tarih yazdı.
 
Darbeci askerlerin sonra ortaya çıkan konuşma ve yazışmalarında “FSM’de sıkıntı var, takviye yapın, bombalayın!” şeklindeki kayıtlar da Beykoz Direnişinin ne kadar etkili olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Vatandaşların kararlılığı ile İstanbul’da işgal altında olan bölgelerden biri olan FSM Köprüsü darbecilerden ilk kurtarılan yer olarak kayıtlara geçti. 12 Eylül’de yaşımız küçük olduğu için yaşananları kitaplardan ve belgesellerden öğrendim. Ama 15 Temmuz’u yaşadık, hem de ne yaşama, tam ortasından. Askerî darbe zihnimde sadece okuduklarım ve izlediklerim üzerinden bir etki oluşturmuştu. Bu bile darbelerin insan hayatında ne kadar büyük travmalara yol açtığını anlamama yetmişti. Ama bu başka. Okumak ve izlemek, olayı yaşamanın çok uzağında kalan bir gerçeklik. Arada, algı olarak büyük bir fark var. Yaşamak, oluşturduğu etki açısından çok ama çok çarpıcı ve etkin. Hani derler ya, anlatılmaz yaşanır. Tam o cinsten. Biz burada bu yazıyı yazıyoruz, insanlar okuyacak. Ama okurken bizim yaşadıklarımızın belki % 10 unu idrak edebilecekler. Bu hepimiz için böyle. Sonuç olarak askeri darbenin ne büyük bir toplumsal yıkım olabileceğini öğrenmiş oldu, bu çağın insanları. Bedeli ağır olsa da.
 
Aradan epey bir süre geçti. Konuşmaları, yazılanları takip ediyorum. Ben diyorum ki, kahraman aramaya, ya da yaratmaya gerek yok. Kahraman, yüce milletimiz, kahraman oto lastikçisi Metin, garson Ömer, gümüşçü Cengiz, dürümcü Murat, sıvacı Hasan, ev hanımı Ayşe, görme engeli olmasına rağmen gelen ve kaval kemiği parçalanan İlhan. Yani halk. Bu olayın kahramanlarını sıraya koysak, ilk sıra kesinlikle milletimizdir, bu insanlardır. Bugün bu uğurda şehit olanları, gazilerimizi ve halkımızı tarih çoktan, Sütçü İmamların, Şehit Kamillerin, Şahin Beylerin, Şerife Bacıların, Nene Hatunların, Seyit Onbaşıların ve Hasan Tahsinlerin yanına yazdı bile.
 
Kafamın içi karmakarışıktı. Bizler oraya koşarken… Evet doğru kelime, koşmak. Yürümedik çünkü. Biz oraya koşarken evimizdeki evlatlarımız, makamımız, servetimiz ve gelecek planlarımız yoktu aklımızda. Aklımızda ülkemizi kurtarmak vardı. İronik değil mi? Evet doğrusu bu. Kurtarmak. Düşman bu defa içeridendi ve belki de daha tehlikeli
idi. Biz de bu bilinçle hareket ettik ve gereğini yaptık. Rabbim bizleri bir daha böyle imtihan etmesin!
 
Ben diyorum ki, kahraman aramaya, ya da yaratmaya gerek yok. Kahraman, yüce milletimiz, kahraman oto lastikçisi Metin, garson Ömer, gümüşçü Cengiz, dürümcü Murat, sıvacı Hasan, ev hanımı Ayşe, görme engeli olmasına rağmen gelen ve kaval kemiği parçalanan İlhan. Yani halk.
YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.