İşte Dr.Sibel Doğan'ın, Duayen Hoca Prof.Dr.Hanefi Özbek ile "Müzik Terapi" konulu röportajı
İşte Dr.Sibel Doğan'ın, Duayen Hoca Prof.Dr.Hanefi Özbek ile
RÖPORTAJ / 20 Ekim 2018
İşte tüm detaylar...

Sağlık Koordinatörümüz, Kıymetli Yazarımız, Hocamız Dr.Öğretim Üyesi Sibel Doğan, Sağlık Bakanlığı Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları Müzik Terapi Komisyonu Başkanı, Medipol Üniversitesi Tıp Fakültesi Farmakoloji Anabilim Dalı Başkanlığı, Güzel Sanatlar Tasarım Mimarlık Fakültesi Dekan Yardımcılığı ve Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu Müdürlüğü görevlerini yürüten Değerli Hocamız Prof.Dr. Hanefi Özbek ile gerçekleştirdiği muhteşem röportaj...

Değerli okurlar bu röportajımızda sizleri, Müzik terapi denilince ilk akla gelen isimlerden, Türkiye’de müzik terapinin geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamaları bünyesinde eğitimine ve uygulanmasına önemli katkılarda bulunmuş Sağlık Bakanlığı Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları Müzik Terapi komisyonu başkanı, aynı zamanda halen Medipol Üniversitesi Tıp Fakültesi Farmakoloji Anabilim Dalı Başkanlığı, Güzel Sanatlar Tasarım Mimarlık Fakültesi dekan yardımcılığı ve Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu Müdürlüğü görevlerini yürüten Değerli hocamız Prof.Dr. Hanefi Özbek ile buluşturuyoruz.

S.D: Değerli hocam, işin uzmanı olarak son zamanlarda sık sık duyduğumuz “Müzik terapi” kavramını bizlere açıklar mısınız?

H.Ö: Müzik terapi, ihtiyaç duyan bireylerin fiziksel, psikolojik, sosyal ve zihinsel ihtiyaçlarını karşılamada müziği ve müzik aktivitelerini kullanan bir uzmanlık dalı olarak tanımlanabilir. Bu tanıma göre müzik terapi geleneksel tıbba uygun, kendine has kuralları olan, bilimsel bir tedavi yöntemi olarak kabul edilebilir. Müzikle terapi, sadece müziğin kullanıldığı tedavi demek değildir: Müzikle terapi, müziğin de içinde bulunduğu tedavi demektir. Müzik tek başına hiçbir hastalık etkenini ortadan kaldıramaz. Müzik terapi, tıp başta olmak üzere birçok bilim dalı ile doğrudan veya dolaylı olarak ilişki halindedir.

SD: Geçmişten günümüze müzik terapinin doğuş ve gelişim süreci ile günümüzdeki mevcut durumunu kısaca özetleyebilir misiniz?

H.Ö: Müzik terapi, Eski Yunan’da hatta eski Mısır’da biliniyor; Tevrat’ta bununla ilgili ibareler geçiyor. Dolayısıyla müzik terapinin en az 10 bin, belki 15 bin yıllık bir geçmişi olduğunu söyleyebiliriz. Dolayısıyla tarihte bir tek Türkler değil, başka milletlerin de bu alanda bir geçmişi var. Selçuklu döneminde Kayseri’de, Osmanlı döneminde Fatih’in kurduğu külliyede, II. Beyazıt’ın Edirne’de kurduğu külliyede müzik terapinin yapıldığı biliniyor. Hâlen bu eserler ayakta, ama faaliyette değiller. Her ne hikmetse, Osmanlı Dönemi’nde yapılan müzik terapi faaliyetlerinde 1800’lerden itibaren bir duraklama olmuş ve yakın bir zamana kadar da önemli bir faaliyette bulunulmamış. Herhalde o zamanki ekonomik problemlerden dolayı bir ara verilmiş olabilir. Sonra yeniden günümüzde müzik terapi faaliyetleri uyanmaya başladı. Rahmetli Rahmi Oruç Güvenç ve TÜMATA ekibinin bu konudaki gayretleri ilgili çevrelerce yakından biliniyor. Özellikle 2014 senesinde Sağlık Bakanlığının çıkarmış olduğu Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları Hakkında Yönetmelikle birlikte müzik terapi de geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamaları adı altında resmen gündemimize girdi. Müzikterapi, apiterapi, ozonterapi, fitoterapi, akupunktur gibi yöntemleri Sağlık Bakanlığı bir araya getirdi ve Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp adı altında bir yönetmelik yayımladı. Yani bu tür konular artık Sağlık Bakanlığı`nın mevzuatına da girdi. Müzikterapi de dâhil olmak üzere yardımcı terapilerin modern tıbbı tamamlayıcı nitelikte olduğu artık kabul edilmektedir.

Müzik terapi Amerika’da ve Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde, mesela Almanya’da, Avusturya’da yaygın olarak kullanılıyor. Ülkemizde de bu iş başladı diyebiliriz. 2014 yılında müzik terapinin de mevzuata girmesiyle birlikte bu tür uygulamalar yasal bir zemine kavuşmuş oldu.

Ülkemizde müzik terapi, kişiler üzerinde uygulanması itibariyle henüz bir yaygınlığa kavuşmuş değil. Münferit bazı uygulamalar yapılıyor; bunun yanı sıra bazı Yüksek Lisans ve Doktora tezlerinin konusu olarak gündeme geliyor. Ancak ülkemizde müzik terapi sertifika programlarından başarıyla mezun olanlar belirli bir sayıya eriştiğinde müzik terapi uygulamalarının da yaygınlaşmaya başladığını görebileceğimizi zannediyorum.

S.D: Günümüz tıbbının içinde müzik terapinin yeri ve önemi hakkında görüşleriniz nelerdir?

H.Ö: Hastalık için konulan teşhis aynı olsa bile, hastalığın tedavisi hastaların gereksinimlerine göre değişebilmektedir; yani “hastalık yoktur, hasta vardır”. Hastanın durumuna göre günümüz tıbbının tedavi anlayışına ek olarak müzik terapi gibi tamamlayıcı yöntemleri de düşünmek ve gereğinde uygulamak akılcı bir tedavi yaklaşımı olarak kabul edilebilir. Unutulmamalıdır ki hastalık bireyin yalnızca bedensel işlevlerini değil, psikolojik ve sosyal işlevlerini de bozar. Mesela AIDS’li bir hasta yalnızca AIDS’le değil çevresindeki insanların ona karşı tutumlarıyla da uğraş vermek zorundadır. Yani bir AIDS hastasının yalnızca ilaca ve tıbbi bakıma değil aynı zamanda sosyal ve psikolojik desteğe de ihtiyacı vardır. Aynı durum depresyon, uyuşturucu bağımlılığı gibi durumlar için de geçerlidir. İşte müzik terapi uygulamaları, hastaya kendini değerli hissetme, ümit duyguları aşılama gibi etkilere sahip olup, bu yönden bakıldığında tamamlayıcı tedavi yöntemlerinin sadece bir ilaç gibi değil sosyal ve psikolojik yönlerden de düşünülmesi gerektiği sonucuna varılabilir. Müzik terapi de dâhil olmak üzere yardımcı terapilerin modern tıbbı tamamlayıcı nitelikte olduğu artık kabul edilmektedir. Müziğin, bu tamamlayıcı tedavi potansiyelini değerlendirmek rasyonel bir yaklaşım olacaktır düşüncesindeyiz.

S.D: Müzik terapinin insanın biyolojik yapısı üzerinde kanıtlanmış etkileri nelerdir?

Bilimsel kaynaklara göre müzik serotonin, adrenalin, noradrenalin, dopamin, melatonin, kortizol ve testosteron gibi birçok endojen yani vücudun ürettiği maddeyi etkileyebilmektedir. Buna bağlı olarak müzik; kan basıncı, solunum ritmi, solunum kalitesi, nabız sayısı gibi birçok biyolojik değişkene ait parametreleri değiştirebilmektedir. Sonuçta bu etkilerden dolayı müzik terapi ehil ellerde, hastalar üzerinde kullanılma potansiyeline sahiptir.

S.D: Peki hastalara ne tür müzik/müzikler dinletmek, belirttiğiniz bu etkileri yaratıyor?

Müzik terapide, hastanın tedavisinde müziğin de kullanıldığı bir uygulamadan bahsediyoruz. Burada kullanılan müzik tabii ki hastanın anladığı, sevdiği, ilişki kurabildiği bir müzik türü olmalı. Bunun için Türk sanat müziği de olabilir, Türk halk müziği de olabilir; kişi seviyorsa klasik Batı müziği olabilir, caz müziği olabilir; müzik ayrımı yok burada. Kişinin algıladığı, anladığı, o kişinin kontak kurabileceği müzik türlerini kullanıyoruz. Öncelikle şunun bilinmesinde fayda görüyorum: Müzik terapi sadece müziğin dinletildiği bir yöntem değildir. Müzik terapinin bugün 100’den fazla uygulama çeşidi olduğu biliniyor. Bunlardan bir kısmı müzik dinletmek şeklinde yapılıyor. Müzik terapi uygulama biçimlerini kısaca şu şekilde sıralayabiliriz: 

1. Reseptif müzik terapi: Canlı müziğin ya da kaydedilmiş müziğin dinletilmesi yoluyla belli reaksiyonların ya da duygulanımların ortaya çıkarılması.

2. Kompozisyonel müzik terapi: Müziği hastanın kendisinin oluşturması.

3. İmprovizyonel müzik terapi: Terapist tarafından yönlendirilmiş hastanın emprovize (doğaçlama) müzik yapmasının sağlanması.

4. Rekreatif müzik terapi: Hastanın bir sazı nasıl çalacağını öğrenmesi ve daha sonra bir parçayı çalması.

5. Aktivite: Terapist tarafından hasta için yapılandırılmış müzikal oyunları içerir.

Hekim eğer müzik terapi yapılmasını gerekli buluyorsa bundan sonra müzik terapiye geçilmelidir. Müzik terapi aşamasında ise ehliyetli bir müzik terapist, kişinin durumunu gözden geçirerek bir yol haritası çıkarmalı ve buna göre bir terapi belirlenip hekim kontrolünde uygulanmalıdır.

S.D: Türk Müziğinin müzik terapide kullanılması ile ilgili görüşleriniz nelerdir?

H.Ö: Müzik terapinin hastalar üzerinde etkili olabilmesi için hastaların kültürel alt yapısının da dikkate alınması gerekmektedir. İşte bu gibi durumlarda Türk Müziği devreye girmekte ve önemli bir terapi aracı olmaktadır. Çünkü ülkemizdeki insanlar için kullanılacak müzik terapi aracının Türk Müziği olması rasyonel bir yaklaşımdır. Müzik terapinin kullanıldığı her alanda Türk Müziği’nden de yararlanmak mümkündür Türk Müziği’nin kullanım alanı diğer müzik türlerinden biraz daha geniş diye düşünüyorum. Bugün müzik terapi araştırmaları denilince Türkiye’de genellikle “Mozart dinletelim, Beethoven dinletelim” şeklinde bir yaklaşım akla gelmektedir. Müzik terapi yalnızca müzik dinletmekten ibaret değildir. Ayrıca Batı Müziği ve Türk Müziğinin imkânları karşılaştırıldığında, Türk Müziğinin bu konuda daha fazla artıya sahip olduğu söylenebilir. Örneğin: Türk Müziği’nde Batı Müziğine göre daha fazla ses dizisi vardır. Bugün itibariyle seyri bilinen 150 kadar makam, 84 adet usûl, çok farklı renkte seslere sahip zengin saz çeşidi; bunlara ek olarak (Osmanlı’nın hâkim olduğu dönem de dikkate alındığında) Türk Müziğine aşina oldukça geniş bir coğrafya Türk Müziği lehine söylenebilecek artılardır. Müzik dinleterek veya müzik aletlerini kullanarak bir müzik terapi yapılması düşünülüyorsa, özellikle bizim kültürümüzü almış kişiler için Türk Müziği’ni kullanarak müzik terapi yapmak daha uygun bir yaklaşım olabilir.

Yalnız, Türk Müziği’nin müzik terapide kullanılması ile ilgili olarak öncelikle bazı yanlışların düzeltilmesi gerekmektedir. Örneğin Farabi’ye atfedilen “makamlar ve etkili oldukları hastalıklar” gibi konular baştan sona yanlıştır. Prof.Dr. sayın Ahmet Hakkı Turabi, Farabi’nin müzikle ilgili kitabı olan Kitab-ül Mûsıkî-ül Kebîr’i Arapça’dan Türkçe’ye çevirmektedir. Sayın hocamızın beyanlarına göre Farabi’nin bu kitapta müzik ve tedavi alanında bir satır dahi yazısının olmadığı, dolayısı ile medyada rastladığımız “müzik terapi ve Farabi” yazılarının aslında temelsiz olduğu anlaşılmaktadır. Türk Müziği’nin makam, ritim, form, besteleme tarzı, kullanılacak sazların seçilmesi, kullanılacak insan sesleri, eserin metronom hızının ayarlanması gibi pek çok değişkenden yararlanmak suretiyle müzik terapide etkili bir şekilde kullanılması gayetle mümkündür. Ancak bunların insanlar üzerinde yapılacak araştırmalarla (kanıta dayalı klinik araştırmalar) desteklenmesi müzik terapinin inanılırlığını ve güvenilirliğini sağlamak yönünden çok iyi olacaktır. Bu sayede hem Türk Müziği hem de müzik terapi açısından tüm dünyaya bir açılım yapılması mümkün olabilir kanaatindeyim.

S.D: Hastalarda Türk Müziği kullanarak yaptığınız müzik terapi çalışmalarınız var mı? Varsa bir örnek verilir misiniz?

H.Ö: Birkaç örnek verebilirim. Bir hastanemizin Onkoloji servisinde kemoterapi alan kanser hastalarına yaptığımız uygulamadan bahsedeyim. Kemoterapi sırasında hastalar bazı sıkıntılar yaşıyorlar (mide bulantısı, kusma gibi). Biz orada kemoterapi alan hastalara müzik terapi uygulaması yaptık. Mahur makamında eserleri canlı olarak icra ettik, dinlettik hastalara. Müzik terapi öncesi ve sonrası anket şeklinde testler uyguladık. Hem klinik hem de istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde hastaların memnun olduğunu, kemoterapiye ait oluşacak yan etkilerin daha az görüldüğünü veya hiç görülmediğini gözlemledik. Hastalar memnuniyetlerini sözel olarak da ifade ettiler. Hastalar zaten kanserden dolayı sıkıntı yaşıyor, ilaçların yan etkileri var, onlar da sıkıntılara yol açıyor. Biz orada kanseri iyileştiremedik ama müzik terapi ile hastaların mevcut kanser tedavisine destek olduk. Hastaların yaşam kalitesini anlamlı bir seviyede arttırdık.

S.D: Günümüzde bu kadar olumlu etkilerine rağmen müzik terapi uygulamalarını eleştiren bir kesim de var. Bu konu da neler söylemek isteriniz?

H.Ö: Ülkemizde belirli bir kesim, yalnız müzik terapiye değil geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarının hepsine karşı. Anlamadan, dinlemeden “Hangi çağda yaşıyoruz!” diye başlayıp bu tür uygulamaları toptan reddediyorlar. Hâlbuki burada hiçbir müzik terapist veya buna benzer diğer geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulaması yapanlar, örneğin bir akupunktur veya mezoterapi uygulayıcısı, “Ben ölüme çare buldum.” demiyor, “Şu kanser türünü iyileştiriyorum.” demiyor. Adı üzerinde, geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulaması. Ancak her alanda olduğu gibi bu alanlarda da konuyu istismar edenler mutlaka olacaktır. Bunun için hem halkımızın hem de sağlık çalışanlarının geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamaları hakkında bilgilendirilmesinin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarının, dolayısı ile müzik terapinin kanıta dayalı tıp uygulamaları ile sınırlarının daha belirgin hale gelmesi sanırım pek çok sorunun cevabını verecek ve pek çok problemin çözümünü de sağlayacaktır.

S.D: Çok stresli bir çağda yaşıyoruz. Etrafımız öfkeli insanlarla dolu, biz de kolayca öfkelenebiliyoruz.  Bazen de öyle yorgunluk hissediyoruz ki kılımızı kıpırdatacak kadar enerjimizin olmadığını hissediyoruz. Buradan yola çıkarak, bir kişiyi sakinleştirmek veya enerjisiz hisseden birini canlandırmak için önereceğiniz bir müzik reçetesi olabilir mi?

H.Ö: Müziğin makamı, ritmi, metronom hızı, melodilerin yan yana veya atlamalı seslerden oluşturulması, kullanılan sazların özellikleri gibi değişkenler, müzik terapi sırasında kullanılacak müziğin nasıl bir şey olması gerektiğini belirlemektedir. İşte buna göre belirlenmiş müzikler kişiyi rahatlatabilir, sakinleştirebilir veya kişiyi harekete geçirebilir. Örneğin; kişiyi sakinleştirmek için şöyle bir reçete verilebilir: Râst makamında, Yürük Semâî usulünde bir eser seçilebilir; bu eserin metronom hızının 50-70/dakika arasında olması, yan yana seslerden oluşturulmuş bir melodik yapıya sahip olması gerekir. Ayrıca eserin yaylı ve nefesli sazların ön planda olduğu bir orkestra ile icra edilmesi sakinleştirici etkiyi arttırmak için uygun olacaktır. İşte bu şartları sağlayan bir eser kişiye dinletilirse, kişi üzerinde sakinleştirici,dinlendirici bir etki oluşturmasını bekleyebiliriz. Kişiyi hareketlendirmek, bir işi yapmaya istekli ve hazır hale getirmek için şöyle bir reçete önerebilirim: Mahur makamında, Aksak usulünde, metronom hızı 90-120/dakika arasında bir eser seçilebilir; eserin melodik yapısı mümkün olduğunca atlamalı seslerden kurulmuş olursa ve eser, mızraplı sazların daha ön planda olduğu bir orkestra ile icra edilirse etkinin artacağını düşünüyorum.

S.D: Hem Değerli vaktinizi ayırdığınız, hem de çok değerli bilgi ve görüşlerinizi bizlerle paylaştığınız için çok teşekkür ederiz hocam.

Prof. Dr. Hanefi Özbek KİMDİR?

1965 yılında Sivas’ta doğdu. İlk ve orta öğrenimini Sivas, Almanya ve İzmir’de tamamladı. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. Yüzüncü Yıl Üniversitesi Eğitim Fakültesi Müzik Bölümü’nün ve Van Türk Müziği Derneği’nin kuruluşunda görev aldı. 1998 yılında Farmakoloji ve Toksikoloji Bilim Doktoru PhD ünvan ve yetkisini aldı, aynı yıl Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Farmakoloji Anabilim Dalı’na yardımcı doçent doktor olarak atandı. 2008 yılında Sağlık Bakanlığı İlaç ve Eczacılık Genel Müdür Yardımcısı olarak görevlendirildi. 2011 yılında Tıp Farmakoloji alanında doçent unvanını aldı. 2012 yılında Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbî Cihaz Kurumu Başkan Yardımcısı olarak görevlendirildi. Aynı yıl İstanbul Medipol Üniversitesi Tıp Fakültesi Farmakoloji Anabilim Dalı’na öğretim üyesi olarak geçti. 2016 yılında Profesörlük kadrosuna atandı. Halen Medipol Üniversitesi Tıp Fakültesi Farmakoloji Anabilim Dalı Başkanlığı, Güzel Sanatlar Tasarım Mimarlık Fakültesi dekan yardımcılığı ve Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu Müdürlüğü görevlerini yürütmektedir.
 
Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü bünyesindeki Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları Bilim Komisyonu’nun asli üyesi olup, buradaki 15 uygulamadan biri olan Müzik Terapi komisyonunun başkanlığını yapmaktadır.  Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamalarının Klinik Araştırmaları Hakkında Yönetmelik taslağını hazırlayarak Sağlık Bakanlığı’na sundu. Müzik Terapi alt komisyonunun kurulmasına ve Müzik Terapi Uygulaması Sertifikalı Eğitim Programı Standartlarının yayınlanmasına katkıda bulundu. Müzik terapi alanında Türkiye’de yapılmış birçok doktora ve yüksek lisans tezlerine danışman olarak destek verdi. 
 
Müzik çalışmalarına 11 yaşında mandolinle başladı. Hulki Rıza İpek’ten bağlama dersi, Mehmet Şeker ve Vefik Ataç’tan mızraplı tanbur dersleri aldı. Mehmet Reşat Aysu, Ali Rıza Avni Tınaz, Turhan Toper, Akın Özkan, Onur Akdoğu ve Dr. Mustafa Bilgiç’ten Türk Müziği ile ilgili nazariyat ve koro çalışmalarında istifade etti. Tambur başta olmak üzere telli sazlara hakim olan Dr. Özbek’in TRT repertuarına kayıtlı 2 adet saz semai ve 3 adet şarkısı, farklı form, makam ve usullerde 70 adet beste çalışması vardır. Aynı zamanda müzik eğitimi ve istatistik alanında kitapları bulunmaktadır. Yazdığı başlıca kitaplar: “Türk Müziğinde ana Dizi”, “Türk Müziği Usûlleriyle Ritmik Okuma”, “Türk Müziği Çeşni-Makam okuma Bilgisi (Türk Müziği Solfeji)” ve “Sağlık Bilimlerinde Araştırma ve İstatistik Yöntemler”dir.
 
YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.