Neşet Çağlayan: Geçmişi sahiplenmek vazifemiz, borcumuzdur
Neşet Çağlayan: Geçmişi sahiplenmek vazifemiz, borcumuzdur
KÜLTÜR SANAT / 24 Ocak 2018
Orhangazi Belediyesi ve Orhangazi İmam Hatip Lisesi Mezunları Derneği tarafından Osmanlı Haftası etkinlikleri çerçevesinde Sultan Abdülhamit Han’ın Davası konulu konferans gerçekleştirildi.
Sultan Abdülhamit Han’ın torunu Nilhan Sultan Osmanoğlu’nun konuşmacı olarak katıldığı konferansı Kaymakam Dr.Yalçın Yılmaz, Belediye Başkanı Neşet Çağlayan, Garnizon Komutanı Per.Ütğm.Furkan Karacan, Ak Parti ilçe başkanı Mustafa Kaya, diğer protokol üyeleri ile birlikte çok sayıda vatandaş izledi. Konferansta Abdülhamit Han’ın torunu Nilhan Sultan Osmanoğlu, dedesi Abdülhamit Han’ı sevmenin onu çok iyi anlamaktan geçtiğini söyledi. Program Orhangazi İmam Hatip Lisesiz Mezunları Derneği Başkanı Gürcan Karaca’nın açılış konuşması ile başladı.
 
NEŞET ÇAĞLAYAN: GEÇMİŞİ SAHİPLENMEK VAZİFEMİZ, BORCUMUZDUR
 
Geçmişi sahiplenmenin bir vazife ve borç olduğunu söyleyen Orhangazi Belediye Başkanı Neşet Çağlayan ise, ‘Bu noktada son yıllarda bir hassasiyet olduğunu da büyük bir gururla görüyoruz. İnşallah bu sahiplenme duygusu ülkemizin güzel günlere taşınması noktasında en büyük itici güzümüz olacak. Birileri bizlere bu davayı çok farklı anlatmaya çalıştılar. Çok uzun yıllar tarih kitaplarımızda farklı şekilde tanıtmaya çalıştılar. Kimi kızıl sultan dedi, kimi baskıcı dedi. Ama bizler biliyorduk, bu günde yeni neslimiz daha iyi tanıyor ki Abdülhamit Han çok gurur bir davanın son temsilcilerinden bir tanesiydi. Bugün inşallah O’nun o davasını daha da yukarılara taşımaya gayret eden bir lidere sahip ve o liderin arkasında toplanan ve liderle beraber yeniden eski tarihindeki şanlı günlerine dönmeye çalışan azimli ve kararlı bir millet var. İnşallah bu iki güzellik bir arada olduğu müddetçe, hem lideri hem de liderine sahip olan milleti var olduğu müddetçe Türk milleti yine tarihindeki o güzel şanlı günlerine çok kısa sürede deri dönecektir. Bunun zaten emarelerini her gün yaşıyoruz. Bugünde yaklaşık 4 gündür devam eden bir operasyon var. Birilerinin icazetine bakmadan tabiri caizse “kendi göbeğimizi kendimiz keseriz” hesabıyla artık bir şekilde bu milletin kendi değerlerine kendi gücüne sahip çıktığı günlerini yaşıyoruz. Operasyonun 4. Gününde 3. Şehidimizi verdik. Rabbim inşallah mekanlarını cennet eylesin ki, bu noktada zaten müjdelenmişler. İnşallah çok daha fazla acılar yaşamadan bu operasyonda başarıyla neticelenecektir. Ve Türkiye bölgesinde güç olan, söz sahibi ülke olma noktasında olması gereken yere kısa zamanda gelecektir. Bu noktada atılan adımları bütün yüreğimizle destekliyoruz.” dedi.  Sultan Abdülhamit Han’ın batıya yüzü dönük, ama İslam süzgecinden geçirerek birçok şeyi almış olduğuna dikkat çeken, Nilhan Sultan Osmanoğlu, ‘Bunu iyi anlamak gerekiyor. O yüzden çocuklarımıza yabancı müzik dinlettirmeyeceğimiz diye bir şey yok. Biz çocuklarımıza iyi bir Müslüman olmayı öğrettikten sonra yabancı müzikte dinlerler, yabancı yazar da okurlar. Bunun karşılığında Türkçe müzik de dinler, Türkçe yazar da okurlar. Kendi muhakemesini yetiştirecek evlatlar yetiştirmek önemli olan’ dedi. 
 
“ÇOCUKLARA OSMANLICANIN ÖĞRETİLMESİ GEREKİYOR”
 
Çocuklara Osmanlıcanın öğretilmesi gerektiğini söyleyen Osmanoğlu, ‘Geçmişle kuracağımız bağ bu şekilde olacaktır’ diye konuştu. Osmanoğlu, “Bir milletin dilini almış olduğunuz zaman birçok şeyini almış oluyorsunuz. İlim ve kültür noktasında da birçok şeyini almış oluyorsunuz. Düşünün bir sabah kalktığınızda 5 yaşındaki bir çocukla bir ilim adamı aynı seviyede. Neden? Çünkü ikisi de artık hiçbir şey bilmiyorlar. Bu şekile dönüşüyorsunuz. Bir milleti işgal etmenin bence tam adı bu’ diye konuştu. 
 
Osmanoğlu bir soru üzerine, hanedan aile arasında çok sıkı bir iletişim olmadığını söyledi. Ailede çok iyi Türkçe konuşabilen kimse de olmadığını ifade eden Osmanoğlu, ‘Ailenin diğer fertleri Türkiye’de bu nedenle konferanslara katılamıyor diye düşünüyorum.“ dedi.
 
Ailenin yurtdışındaki kollarının siyasi oluşuma girdiği yönünde bir haber almadıklarını ifade ederek, ‘Devletin yanında olmayarak siyasi bir oluşuma girmeleri ayrıca uygun görüleceğini düşünmüyorum. Genelde bir parti kurup siyasete dahil olmayı düşünüyor musunuz diye soruyorlar şuanda öyle bir şeyimiz yok.’ dedi. 
 
“BU MİLLETİ TANIYAN KILIÇLA ASKERİ GÜÇLE FETEDİLEMEYECEĞİNİ BİLİR”
 
Osmanoğlu, bu milleti gerçekten tanıyanların kılıçla yada askeri bir güçle fetih edemeyeceğini ve işgal edemeyeceğini bileceğini kaydederek, “Çünkü Türkler, bu topraklarda yaşayanlar er geç bu toprakları geri alacaktır.  O yüzden burayı işgal etmenin başka yolları vardır. Türkiye’nin üzerinde de uzun senelerce bunlar uygulanmış. Mesela dil olayı. Bunlar hep işgal etmenin başka yöntemleri. Çünkü biz belki de işgal edildiğimizi bilmiyoruz. Çünkü bunu fiilen yapmaları mümkün değildir. Bu da bizi iyi tanıdıklarından aldıkları bir durum diye düşünüyorum.” dedi.  
 
“ALDÜLHAMİT HAN VE CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN’IN DÖNEMİNDE BENZERLİKLER VAR”
 
Abdülhamit Han ve Recep Tayyip Erdoğan’ı karakter olarak birbirine benzetenler olduğunu ifade eden Osmanoğlu, ‘Ben karakter olarak benzetmem. Ama dönem olarak gerçekten benziyor hatta saldırı şekilleri bile benziyor. Ben biraz daha derin incelediğim için gerçekten saldırı şekilleri bile aynı. Cumhurbaşkanımızın da söylediği gibi Sultan Abdülhamit Han’ın kendini anlatabilecek bir ortamı yoktu millete. Şuanda demokrasi ile yönetiliyoruz. O yüzden Cumhurbaşkanımız kendini en iyi şekilde ifade edebiliyor ve halkı da arkasında doğal olarak, o yüzden daha şanslı. Sultan Abdülhamit Han tek başınaydı. Tabi Cumhurbaşkanımız da bu kadar kalabalığın arasında tek başına olabilir. Ben mesela onu ders aldım tarihten. Çünkü Sultan Abdülhamit Han her yanına getirdiği yüzde 70’i düşmanıdır bence. Bunu çok net biliyoruz. Aynı şeyi bugün için de düşünebiliriz. Niye bu insana bu makam verilmiş. Belki düşmanını yakınında tutmak istiyor, biz bilemeyiz. Bu şekilde de değerlendirmek lazım. O yüzden Allah için inanmak ve tevekkül etmekten başka çaremiz yok. Dua etmekten başka çaremiz yok.” dedi.
 
“15 SULTANIMIZ, 25 ŞEHZADEMİZ VAR”
 
Osmanlı padişahı II. Abdülhamit Han’ın şehzadelik döneminde doğan ve en büyük oğlu olan Mehmet Selim Efendi kolundan geldiklerini ifade eden Nilhan Sultan Osmanoğlu, ‘Biz bir sürgün yaşadık. Dolayısıyla Mehmet Selim Efendi Lübnan’a yerleşti ve ailem orada yaşamak zorunda kaldı. Daha sonrasında Şam’a geçiş yaptılar. Daha sonrasında Turgut Özal zamanında gelen afla Türkiye’ye girmemiz söz konusu oldu. Ben burada, Fatih’te doğdum. Ailemin diğer fertleri de dünyanın çeşitli ülkelerinde şuanda. 15 tane sultanımız, 25 tane de şehzademiz var.’ dedi. 
Osmanoğlu soyadının şuanda herkese verildiğini ifade eden Nilhan Sultan Osmanoğlu, ‘O yüzden her Osmanoğlu soy ismini taşıyan haneden mensubu demek değildir. Normalde yurtdışındakilerin hala kullandığı soy ismimiz Al-i Osman. Bu soyismini sadece hanedan mensupları kullanabiliyorlar. Buraya gelişimizde ayırt edilmeyelim düşüncesiyle Osmanoğlu soyismi uygun görülmüş. Burada da herkese veriliyor.’ Dedi. Osmanoğlu, Osmanoğlu soyimi kullanarak kendisinin de aileden olduğunu söyleyenlerin suiistimallerinin olduğunu da ifade ederek, ‘Burada sadece Mehmet Selim Efendi kolu yaşıyor. Diğer hanedan üyeleri İngiltere’de Amerika’da yaşayan var. Ama sayımız en küçük bebeğinden en yaşlımıza kadar belli.’ diye konuştu. 
 
“ANLAMAK İÇİN ŞEHZADELİK DÖNEMİNE BAKMAK LAZIM”
 
Sultan Abdülhamit Han’ı anlamak için şehzadelik dönemine bakmak gerektiğine vurgu yapan Nilhan Sultan Osmanoğlu, ‘Şehzadelik dönemine baktığımız zaman biraz özel bir kişilik olduğunu görüyoruz. Diğer şehzadelerden ayrı olduğunu da görebiliyoruz. Çünkü zaten annesi genç yaşta vefat ettiği için annesiz büyümüştür Sultan Abdülhamit Han ve bunun savunması hep kendisinde olmuştur. Her zaman sessiz bir kişiliğe sahip olmuştur.’ dedi. 
 
“ABDÜLHAMİT HAN GÖSTERİLDİĞİ GİBİ SERT DEĞİLDİ”
 
Nilhan Sultan Osmanoğlu, saltanatın ilk dönemlerinde yaşananları Sultan Abdülhamit Han’dan bilmenin çok yanlış olduğuna vurgu yaparak, ‘Çünkü o dönemde daha kontrolü eline almış bir dönem değil. İttihat ve terakkinin hakim olduğu bir dönem. Sultan Albülaziz Han’ı katledenlerin hakim olduğu bir dönemden bahsediyoruz. Güçlenene kadar bunların dediklerini yapmak zorunda olduğu bir dönem. Düşünün Dalvinis kitapları bastırdığı, bastırmak zorunda kaldığı bir dönem. Tahta çıktıktan bir müddet sonra kontrolü ele aldığını görüyoruz bir denge politikası içerisinde. Sultan Abdülhamit Han hiçbir zaman bu kadar sert bir kişiliğe sahip olmamıştır. Konuşmasıyla, duruşuyla, nezaketiyle etkilemiştir karşısındaki insanı. Bunu öncelikle bilmek gerekiyor. Dönem gerçekten d enge siyasetinin kurulması gerektiren, barış politikası içerisinde ilerlemesi gerekiyor. O yüzden masaya yumruğunu vurup ‘bunu size vermiyorum’  deme şansı yok Sultan Abdülhamit Han’ın 33 sene boyunca. Tabi geçilmez denen kırmızı sınırları da var, onu da yoklamışlar. Ama şuan ki bize gösterilen gibi sert bir kişiliği olduğu söylenemez. 
 
 “ABDÜLHAMİT HAN BUGÜNKÜ KUDÜS’Ü 100 YIL ÖNCE GÖRDÜ”
 
Sultan Abdülhamit Han aslında öngörüsü feraset sahibi bir insan olduğu için Filistin’in bu durumunu çok önceden görmüş, elinden gelen önlemi anmaya çalışmış bir padişahtı. O yüzden bir çok toprağı kendi mülküne geçirmiş. Kendi mülküne geçirmesinin sebebi de devlet işgal edilirse bireysel mala el konulamaz. Gerçi bu da bazı şekiller uydurularak yapıldı sonrasında. Ve Kudüs’ün durumunu, Filistin’in durumunu bu günkü yaşayacağımız olayı 100 sene öncesinden gören bir padişah. Çünkü burada Hıristiyanlar gidiyor ve diyorlar ki, ‘Biz orada bir toprak edinmek isteriz.’ Sultan Aldülhamit Han, az da olsa orada toprak edinmelerin müsaade ediyor. Çünkü ‘hayır’ deme lüksü yok o dönemde. Sonrasında aynı şekilde diğer din mensupları da o şekilde geliyor, hatta kendisi çağırıyor Almanları. Yani bir milleti içeriye sokuyor Kudüs’te. Çünkü ortak bir pasta oluşturmak için. Bugün Birleşmiş Milletler’in sesi çıkıyorsa diyorsa Kudüs İsrail’in değildir sesi çıkıyorsa bu bölge pasta yüzünden olduğunu düşünüyorum Sultan Albülhamit Han’ın. Yoksa sadece Müslümanlar olarak düşünsek ve Müslümanlar bu işin bir kenarında kalsa zaten yapamayacaklar, ortada Hıristiyanlar var. Bu pasta ta o zamandan bölünmüş. Bugünler görülerek bölünmüş işte. Dinleyicilerin sorularını da yanıtlayan Osmanoğlu’na program sonunda günün anısına hediyeler verildi.
YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.