Cumhurbaşkanı Erdoğan, Yunanistan Başbakanı Çipras ile ortak basın toplantısında konuştu
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Yunanistan Başbakanı Çipras ile ortak basın toplantısında konuştu
DÜNYA / 8 Aralık 2017
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Başbakanlık binasında Yunanistan Başbakanı Aleksis Çipras ile ortak basın toplantısı düzenledi.
65 yıl aradan sonra resmi olarak "cumhurbaşkanı" düzeyinde böyle bir ziyaret gerçekleştirmenin memnuniyeti içinde olduğunu belirten Erdoğan, "Bu mekana yabancı değilim. Başbakanlığım döneminde birkaç kez geldim. Bundan önceki başbakanlar, cumhurbaşkanları, onlarla da görüşmelerimiz oldu fakat resmi ziyaret olarak bu ilk görüşme, merhum Celal Bayar'dan 65 yıl sonra." ifadelerini kullandı.
 
Erdoğan, "Bugün tarihi bir gün yaşıyoruz. Bu ziyareti iki ülke diyaloğunda önemli bir adım olarak görüyorum." diyerek, süreç içinde atılması gereken önemli adımların bulunduğunu vurguladı.
 
Başbakanlığı döneminde kurulan "Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi"nin beşinci toplantısının ileriki dönemde Selanik'te düzenleneceğini açıklayan Erdoğan, konseyin etkisiyle birçok alanda adımlar atıldığını dile getirdi.
 
2016'DA ÜLKEMİZDEN 800 BİN TURİST YUNANİSTAN'A GİTMİŞ
 
Erdoğan, 2016'da ikili ticaret hacminin 2,6 milyar dolar olarak gerçekleştiğini, aslında iki ülke arasında belirlenen hedefin 10 milyar dolar düzeyinde olduğunu belirterek, "Fakat 2014'ten sonra bir geri gidiş oldu. Temennim odur ki bunu yeniden toparlarız." dedi.
 
İstanbul-Selanik hızlı tren hattı, İzmir-Selanik feribot hattı ve İpsala Kipi Sınır Kapısı'nda ikinci köprü inşası gibi ulaştırma projelerine önem verdiklerini vurgulayan Erdoğan, şöyle devam etti:
 
"Karşılıklı turist sayısında 2016'da ülkemizden 800 bin turist Yunanistan'a, Yunanistan'dan da 600 bin turist ülkemize gelmiş bulunuyor. Bu da bu konuda ciddi bir altyapının olduğunu gösteriyor. Yunanistan ile kültürel alandaki ilişkilerimizi geliştirmek istiyoruz. Ortak kültürel mirasımızın aslına uygun bir şekilde korunarak gelecek nesillere aktarılması, aynı zamanda halklarımızın da kaynaşmasına, yeniden bir özgüven tesisine vesile olacaktır."  
 
YUNAN YARGISINA BENİM BİR ÇAĞRIM VAR
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin uzun yıllardır PKK, DHKP-C, DEAŞ ve FETÖ gibi eli kanlı çetelerle mücadele ettiğine dikkati çekerek, şunları söyledi:
 
"Aslında Yunanistan da bunlara yabancı değil. 17 Kasım Terör Örgütü gibi bir terör örgütünün de buralarda neler yaptığını biliyoruz. Bu açıdan bizimle en rahat empati kurabilecek ülkelerin başında Yunanistan geliyor. Son dönemde Yunan güvenlik birimlerinin attığı adımları takdirle karşılıyoruz.
 
Bizim için özellikle 15 Temmuz gecesi demokrasimize kasteden, 250 insanımızı şehit eden FETÖ militanlarının adaletle yüzleşmesi büyük önem taşıyor. Tabii FETÖ'cü şahısların Türkiye'ye iadesiyle ilgili Sayın Çipras ile ta olaydan hemen sonra başlattığım görüşmede ve bugün de yine bu basın toplantısı vesilesiyle Yunan yargısına benim bir çağrım var, o da şudur: Gecikmiş adalet, adalet değildir. Lütfen bu konuyla ilgili kararı, gerekirse adalet bakanlarımız da devreye girmek suretiyle görüşerek, Türkiye'de biliyorsunuz işkence, idam, böyle bir şey söz konusu değil. Bunların Türkiye'ye iadesi de mümkündür çünkü bunlar bir darbe gerçekleştiren kişilerdir."
 
LOZAN İLE İLGİLİ TANIM
 
Çipras ile yaptığı görüşmelerde azınlık sorunlarını da ele aldıklarını aktaran Erdoğan, bu bağlamda Batı Trakya Türk azınlığının, bir diğer ifadeyle Müslüman azınlığın durumunda uluslararası hukukun gerektirdiği iyileştirmelerin yapılmasını talep ettiklerini bildirdi.
 
Erdoğan, bir konuya daha değinmek istediğini belirterek, "Son zamanlarda özellikle Yunanistan'da gündeme gelen 'Lozan ile ilgili tanım' ve 'Lozan'ı tanımlama şekli'. Bir defa bu işi iyi anlamak gerekiyor. 'Lozan' deyince, Türkiye ile Yunanistan arasında bir anlaşma değildir." dedi.
 
Lozan'ın 11 ülkenin katılımını kapsayan bir anlaşma olduğuna dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:
 
"Peki, Lozan sadece Ege'yi mi kapsıyor? Ege'nin dışında Lozan'la ilgili hiçbir şey yok mu? Batı Trakya'daki azınlıkların hukuku yok mu? Şimdi buradaki azınlıkların hukukunu bu anlaşmayla biz nasıl teminat altına alacağız? Şu anda 150 bin Batı Trakya'da Müslüman, Türk, Pomak azınlık var. Bunların hukukunu herhalde araştırmak, korumak özellikle de Yunanistan'daki yönetimin görevi olsa gerek.
 
Bakın, çok enteresandır, Yunanistan'ın şu anda 15 bin Euro kişi başına milli geliri var ama Batı Trakya'da 2 bin 200 Euro. Bu fark korkunç bir fark. Bu, oradaki insanların şu anda hangi şartlar içinde yaşadığını göstermesi bakımından da önemli."
 
LÜTFEN ARTIK ÖNÜNÜ AÇALIM BU İŞİN
 
Erdoğan, bir diğer önemli konunun da özellikle inançların yaşanması noktasındaki sıkıntılar olduğunu vurguladı.
 
Hala "baş müftülük" meselesinin çözülemediğini ifade eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
 
"Orada baş müftünün seçimle değil, atamayla geldiğini görüyoruz. Lozan ne diyor? Lozan, 'seçim' diyor. Aynı şey Türkiye için de geçerli. Türkiye'de şu anda patrik seçimle gelir. Neresi seçer? Sen Sinod Meclisi seçer. Bakın, Sen Sinod Meclisi, patriği seçmekten düşmüştü, ben o zaman Sayın Patriğe haber gönderdim. 'Bize bu noktada bazı isimler gönderin. Biz onları Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı yapalım. Ve onlar Sen Sinod Meclisi'ne böylece girmiş olsunlar, sizdeki seçim de gayrimeşru değil, meşru olsun.' dedim. Bize isimler geldi, 7'ydi, ben bu çağrımı yaptığımda 17'ye çıktı. Şu anda 17 tane Sen Sinod Meclisi'nin bu noktada dini görevlileri var.
 
Daha da ileri gideceğim. Mesela patrik yurt dışına çıkmak istese Lozan'a göre Eyüp Kaymakamlığının müsaadesiyle çıkabilirdi ama biz bunu bile bir kenara koyduk, 'Patriklik makamı farklıdır.' dedik, önünü açtık fakat Batı Trakya'da şu anda atanmış bir baş müftü var ama biz atanmışla yapmıyoruz bu işi, seçilmişle yapıyoruz. Lütfen artık önünü açalım bu işin. Ben 15 yıldır bütün buradaki arkadaşlarımıza, başbakanlara, cumhurbaşkanlarına hep bunu söyledim ama bugüne kadar hiçbir netice alamadık. İşte bu da Lozan." 
 
Toplantıda, Lozan Antlaşması'na değinen Erdoğan, "Lozan'ı sadece Ege'ye hasredip işi bitirmeyelim. Bunun dışında çok daha farklı konular da söz konusu. Oda nedir? Toprak bütünlüğü. Bizim toprak bütünlüğüyle ilgili bir sıkıntımız, sorunumuz yok böyle bir şeyi hiçbir yerde ne ben ne arkadaşlarım gündeme getirmiş değiliz. İnanç hürriyeti deniliyor. Mesela burada Fethiye Camisi meselemiz var, Atina'da bir cami sorunu var. Ama benim ülkemde Türkiye'de, biz bugüne kadar Hristiyanların kiliseleriyle ilgili bir sorun yaşamadık." ifadesini kullandı.
 
Trabzon'da bulunan Sümela Manastırı'nda restorasyon çalışmalarının sürdüğünü vurgulayan Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:
 
"Sümela'yı biz yapıyoruz. Yapılan yerin şartları oldukça zor bir yer, dağ yamacında adeta. Sümela Manastırı'nı koşullar zor da olsa bitireceğiz ve tüm Hristiyan dünyasının hizmetine sunacağız. Orada, 'niye burada ibadet yapıyorsunuz?' diye soran yok. Hristiyan da gelecek Türk de gelecek, hepsi oraları dolaşacak. Bunun dışında 7 Ocak'ta İstanbul Balat'ta Patrikhane'ye kısa bir mesafede Demir Kilise namıyla maruf bir kilisesi var, bitiyor. Biz inanç hürriyetinden korkmuyoruz. İnancına güvenen inanç hürriyetinden korkmaz. Bizim böyle bir derdimiz, sıkıntımız yok. Batı Trakya'da da bu sorunu artık bir an önce aşalım. Bunlar artık bizim masamızın üzerinden durmasın, masanın üzerinden kaldıralım." 
 
MASADAN KİM ÇEKİLDİ? GÜNEY KIBRIS ÇEKİLDİ
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kıbrıs meselesinde aktif rol oynamış bir siyasetçi olduğunu anımsatarak, şunları söyledi:
 
"Bu işin en zirve yaptığı nokta, Bürgenstock'taki görüşmelerdir. Davos'taki bir görüşmede, Kofi Annan, benden rica etmiştir. 'Bu konuda ne düşünüyorsunuz' dedi. Bunun üzerine 'Ben size soruyorum' dedim. Sonra, ben 'Gel şu işi beraber ele alalım' deyince, 'Ben üç kere teşebbüs ettim başarılı olamadım, bir daha girmek istemiyorum' dedi. Ben 'Gel dördüncüsüne beraber girelim' dedim. Bunun üzerine 'tamam' dedi ve beni bir hafta 10 gün sonra aradı, 'ben görüşmeleri yaptım, başlayabiliriz' dedi. Başladık. Çok enteresandır. Tabii Yunanistan garantör ülke, Türkiye'de garantör ülke, İngiltere'de garantör ülke. Çalışmalarımıza başladık. Dışişleri bakanlarımız çalışmalarını yürüttükten sonra final çalışmasını da İsviçre Bürgenstock'ta yaptık. Kofi Annan, başbakanlar orada bir araya geldik. O zaman Karamanlis Yunanistan Başbakanı idi. Görüşmeler, çalışmalar bittikten sonra, son ana geldiğimizde Güney Kıbrıs tarafı masadan çekilmek istedi. Kofi Annan dedi ki 'ben söz verdim burada bu işi bitireceğiz' dedi. İmzalar atıldı, ayrıldık, iş referandum safhasına geldi."
 
Sonraki süreçte Kıbrıs'ta yapılan referandumda Kuzey Kıbrıs halkının yüzde 65 "evet", adanın güneyindekilerin ise büyük oranda "hayır" dediğini kaydeden Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu:
 
"Oradan Avrupa Birliği'ne Güney Kıbrıs girdi. Yoksa o ana kadar Güney Kıbrıs'ın böyle bir şansı mümkün değildi. Bize de orada söz verdiler. Dediler ki 'bu iş bu şekilde yürürse biz bunu bitiririz.' O süreci de ben yaşadım. Bakın şimdi yine en son İsviçre'nin Cenevre kentinde dışişleri bakanları garantörler oturdular, konuştular sonunda masadan kim çekildi? Güney Kıbrıs çekildi. Biz istiyoruz ki adil ve kalıcı bir çözüme bu işi kavuşturalım ama Güney Kıbrıs'ın böyle bir derdi, böyle bir sorunu yok. Çünkü her şey ortada, haklı olduğumuzu görüyorlar. Bunu gördükleri için de en kısa yoldan kaçamak bazı yollara başvurup 'yine olmadı' diyorlar."
 
BARDAĞIN BOŞ TARAFIYLA UĞRAŞMAYALIM, DOLU TARAFIYLA UĞRAŞALIM
 
Erdoğan, Türkiye'nin Ege'deki meseleler konusunda da görüşmelerden yana olduğunu belirterek, "Genelkurmay Başkanım burada, biz her zaman bu görüşmeleri yapabiliriz, yürütürüz. Bütün mesele adil olalım. Adil olmak suretiyle de işin üzerine gidelim, bir de çözüme odaklanalım. Bardağın boş tarafıyla uğraşmayalım, dolu tarafıyla uğraşalım, netice isteyelim. Eğer dolu tarafıyla uğraşmazsa zaman kaybından başka hiçbir iş olmaz. Bizim artık zaman kaybına tahammülümüz yok. Artık bu işi başarmamız lazım. Yeni bir dönem diyorsak, bu yeni dönemi de bizim bu şekilde özellikle de Adanın gerçekleriyle ilgili olarak adımları atmamız lazım." dedi.
 
Türkiye'nin 3 milyonu aşkın mülteciye ev sahipliği yaptığını vurgulayan Erdoğan, "Biz bu 3 milyonu aşkın mülteciyi ülkemizde barındırıyoruz. Şu ana kadar bizi yaptığımız 30 milyar dolar harcama var. Avrupa Birliği'nin şu ana kadar verdiği 850 milyon avro o da milli bütçemize değil, Türk Kızılayı'na. Verdikleri söz bize 2015-2016 yılı içerisinde 6 milyar avro destek vereceklerdi, bu gelmedi. Sözü veren Avrupa Birliği, yerine getirmeyen Avrupa Birliği. Bunları da görüyoruz." ifadelerini kullandı.
 
KARAR, ULUSLARARASI HUKUKUN AYAKLAR ALTINA ALINMASIDIR
 
ABD Başkanı Donald Trump'ın Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıması kararına da değinen Erdoğan, şu görüşlerini aktardı:
 
"Bu karar, bölgemizin ve dünyanın barışı adına son derece talihsiz bir açıklamadır. Kudüs semavi üç dinin kutsal bir mekânıdır. Müslümanların, Hristiyanların ve Yahudilerin. Yapılan açıklamalar, her şeyden önce uluslararası hukukun açıkça ayaklar altına alınmasıdır. 1980'de Birleşmiş Milletler'in bu konuda kararı var. Sadece Amerika ve İsrail'den başka o kararı reddeden yok, tüm dünya o kararı sahiplendi. Şimdi farklı bir yöntemle 'ben yaptım oldu' demek suretiyle bir açıklama yaptılar ve bu talihsiz adımla bölgeyi ciddi manada sıkıntıya sokacaklarına inanıyorum."
 
İslam İşbirliği Teşkilatı'nın zirve dönem başkanı olduğunu anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, 13 Aralık'ta İstanbul'da tüm üye ülkelerle bir zirve yapacaklarını bildirdi.
 
Erdoğan, "Aynı zamanda Arap Ligi'nin bütün mensupları da orada, beraber olacağız ve oradan bir sonuç bildirgesi çıkacaktır." dedi.
 
Kabul için Çipras'a teşekkür eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Misafirperverlikleri için tüm Yunan makamlarına şükranlarımı özellikle bildiriyorum. Aramızdaki bu dayanışmanın, bu birlikteliğin siyasi, askeri, ekonomi, ticari, turizm ve kültürel bu alanlarda başarılarla devam etmesini özellikle arzu ediyorum." diye konuştu.
 
Çipras'ın cevabı sırasında değindiği Kıbrıs meselesine atıfta bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kıbrıs konusunda adil, kalıcı bir çözümün bulunması gerektiğine işaret ederek, şunları söyledi:
 
"Tabii yaş itibarıyla Sayın Çipras'ın '43 yıldır böyle devam ediyor' demesi. Ben de 63 yaşında olduğuma göre, ben de aynı şeyi şu anda hep yaşadım, yaşıyorum. Öyleyse bu işi çözmenin yollarını arayacağız. Ama bunu çözmenin yollarını ararken de ben burada ciddi bir tecrübeye, deneyime sahibim. Süreci de yakından hep takip ettim. Takip ettiğim bu süreçte de minderden kimlerin kaçtığını da çok iyi biliyorum. Bu konuyla ilgili de bütün belgeleri, bilgileri rahatlıkla verebilirim. Buna eğer hassas davranır, dikkat edersek çok şeyi aşarız diye düşünüyorum."
 
İkide bir "asker bulundurma" denildiğini aktaran Erdoğan, şöyle devam etti:
 
"Tamam da Yunanistan asker bulundurmadı mı, bulundurmuyor mu? Aynı şekilde orada asker bulundurma olayı 'Annan Planı' eğer uygulanmış olsaydı, bugün bu noktaya gelmemiş olacaktık. Bütün oradaki asker sayısı hepsi belli bir düzene oturtulmuştu. Ama oradaki referandumda kim ters hareket etti? Evet, Güney Kıbrıs ters hareket etti ve bugünlere geldik. Temenni ederim ki bundan sonraki süreçte bu işi daha iyi ele alır ve arkadaşlarımızın ortak çalışmaları, bizim ortak çalışmalarımızla bunu çözüme kavuştururuz diyorum."
 
AZINLIKLAR VE MÜLTECİLER KONUSU
 
Azınlıklar konusuna yeniden değinmek istediğini belirten Erdoğan, "Her şeyden önce Batı Trakya'da başmüftü meselesinin atanmış veya seçilmiş olması konusu bana göre çok ciddi bir yaradır ve inanıyorum ki sayın Başbakan bu konunun çözümüyle ilgili gerekli adımı da atacaktır. Özellikle tabii bunu sürekli iç meselemiz olarak görmek bir düşünce. Bizim ona aykırı bir şey söylememiz mümkün değil. Ama müsaade ederlerse en azından ricada bulunmamız herhalde isabetli olur. Çünkü soydaşımızdır. Onların hukukuyla da dostluğumuza güvenerek ilgilenmemiz lazım." diye konuştu.
 
Mülteciler meselesine yönelik olarak da Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bu konunun teknik boyutu çok ileri derecede. Dışişleri Bakanımız, Yunanistan Dışişleri Bakanı ile birlikte çalışmak suretiyle bu işin teknik boyutunu da aşmanın yollarını arayacaklar." değerlendirmesinde bulundu.
YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.