Saadettin Çay'dan "İdlip’te çocuk olmak" başlıklı yeni yazı
Saadettin Çay'dan
DÜNYA / 23 Haziran 2017
www.namehaber.com Haber Sitemizin Köşe Yazarı Saadettin Çay'dan "İdlip’te çocuk olmak" başlıklı önemli bir köşe yazısı...

100 Yıllık Zaman Tüneli

 

Cilvegözü sınır kapısı,

Zaman tünelinin başlangıç noktası.

Birazdan üzerimizdeki kıyafetleri değiştirip, Kızılay tişört ve yeleklerimizi giyecek, Kızılay şapkalarımızı takacağız.

Zira bu zaman tünelinden geçmek için sihirli cümle, parola veya üniforma; “Hilali Ahmer Türki

Daha tünelin başında, sınırın tampon bölgesinde eller telefona gidiyor, sevdiklerinin sesini duymak, çaktırmadan helallik istemek bunun adı.

2,5 yaşındaki Sidra’nın sesi neşe kaynakları oluveriyor.

 

Nitekim daha sınırdan geçeli birkaç kilometre olmadan ilk kontrol noktasına ulaşmamızla üniformalarımızın bize nasıl bir ‘Geçiş Üstünlüğü’ sağladığını da görmüş olduk.

 

15-16 yaşlarında, bıyıkları daha henüz terlemiş gencecik çocuklar boylarından daha büyük silahlarla kontrol noktalarında nöbet tutmakta.

TürkKızılayı yazılı araçlarımızla kontrol noktasında duruyoruz. “Hilali Ahmer Türki” deyip bize eliyle geç işareti yapıyorlar.

Birkaç kilometre de bir kontrol noktaları.

Tek fark, kontrol noktalarındaki flama veya bayraklar.

Kimi; El Nusra, kimi Ahrarur Şam, kimi ÖSO.

Ama her yerde Sefalet, her yerde Dram aynı.

Sınıra yakın olan bölgede yaşayan halk günlük hayatına ve ticaretine devam etse de, Türkiye’nin kanatları altında olmanın güvenliğini yaşamak isteyen On binlerce kişi ise Rakak’dan, Azez’den, Şam’dan ve Halep’ten buralara göçmüş.

Ayaklar çıplak, yemek yok, su yok.

Birkaç plastik poşet altında yer bulabilenler mutlu. Kızılay kamplarından birine sığınmayı başaranlarsa gerçekten şanlı olanlar.

İdlip’in Çocukları

 

İlk durağımız, Türkiye’nin gayretleri ile önce Çadır sonra Konteynır haline gelen Tayyibe Yetimhanesi.

Kampın girişinde yüzlerce çocuk bizi bekliyordu.

Ayakları çıplak, üstleri başları yırtık.

Aylardır banyo yapmamış bedenleri kir içinde, ama cıvıl cıvıl Çocuklar.

Gözleri neşe saçan, ateş büyüsü gözleri ile Çocuklar.

 

Kızılaycı abileri her geldiklerinde onları sevindirmeyi de ihmal etmemişler.

Buradaki çocuklar için Kırmızı Hilal; yemek, oyuncak ve başlarını okşayan bir şefkat eli demek.

 

Kamptaki her eve haftalık gıda kolisini dağıtırken yanımdaki bölge sorumlusuna; Bizim dışımızda bu insanlara yardım eden var mı? diye sordum.

“Beş yıldır sadece bizim getirdiğimizle karınlarını doyuruyorlar” cevabı çok ürkütücüydü.

Peki bizim ulaşamadığımız veya buralara gelemeyenler ne yapıyor?

“Dağlarda yaprak ve ot yiyerek yaşamaya çalışıyor.

Şanslı olanlar Kızılayım ulaştığı noktalara kadar gelebilenler”

Anadolu insanının gönlünden kopan

 

Peki Dünyadan yardım geliyor mu?

Suratıma tuhaf tuhaf baktı.

Abi bilmiyor musun, bu batılılar sadece fotoğraf çekebilecekleri güvenli ve konforlu kamplara yardım yapıyorlar. Bugüne kadar yapılan tüm yardımlar sadece Türkiye içindeki kamplar için. O da laf olsun kabilinden.

Ne varsa Anadolu insanının merhametinde var.

Bu insanları hem sınırın içinde, hem sınırın dışında 5 yıldır Anadolu insanın gönlünden kopanlarla doyuyor, ihtiyaçları karşılanıyor.

Pek çoklarının yanlış bildiği gibi, Devlet bütçesinden de kaynak alınmıyor.

Kızılay sadece insanların bağışlarının, tertemiz helal kazançlarının bereketini ihtiyaç sahiplerine ulaştırıyor.

 

Kırmızı Hilal bu topraklarda sadece ‘İnsani Yardım’ değil,

Aynı zamanda insanlığın sembolü.

Kızılay için çatışma bölgesi değiştiriliyor

 

Sınırdan bu tarafa sadece Türk Kızılay’ının geçişine izin var. Çatışan hangi taraf olursa olsun buralarda TürkKızılayı tarafsız ve dokunulmaz.

Yıl boyunca Türkiye’deki hayırsever STK’ların topladıkları malzemeler de yine Kızılay’ın depolarından sınırın öbür tarafına geçiriliyor.

 

TürkKızılayı daha olayların yeni yeni başladığı 2011 yılından beri bölgede. Canla başla çalışan bir ekip var. Bugüne kadar 37.000 Tır dan fazla insani yardım ve gıda malzemesi ulaştırılmış sınırın öte tarafına.

 

Geçen yıl yardım konvoylarının güzergahında IŞİD ile ÖSO çarpışmaları yaşanıyor. Yol hattında yaşanan bu çatışmalar güvenlik gerekçesi ile insani yardım sevkiyatının durmasına neden oluyor. Birkaç gün sonra ÖSO komutanlarından biri Kızılay bölge sorumlusunu arayıp, ateş hattının diğer tarafına yardım sevkini niye durdurdunuz? diye soruyor.

Kızılaycı arkadaş da çatışmalar nedeni ile yol güvenli olmadığını ifade ediyor.

ÖSO Komutanı çok ilginç bir cevap veriyor; ”Siz yardıma devam edin, biz çatışmayı başka bir tarafa kaydırırız” diyor.

Gerçekten bir gün sonra çatışmalar 7 Km farklı bir bölgeye kayıyor.

 

Fırat Kalkanı Operasyonu yapılırken de askerimizin ardından bölgeye ilk giren ve orada sefalet ve açlıkla çırpınan halka ilk el uzatan Kızılay oluyor.

Mayınlı yollarda ve varil bombalarının dibinde insani yardım yapıyorlar.

 

Rakka’dan kaçış başlamış

 

Yetimhaneden ayrılıp yeni kurulmakta olan Çadır Kampa gidiyoruz. Buraya “Yalnız Değilsiniz” ismi verilmiş. Daha tamamlanmamış, zemin betonları atılıp üstüne Kızılay çadırları yeni yeni kuruluyor. Normalde kimsenin olmaması gereken, yerleşime açılmamış bir çadır kamp. Araçlarımızın sesi ile çadırların arasından çıplak ayakları ile önce çocuklar belirmeye başlıyor, ardından da savaşın ve yılların yorgunluğu ile diğer insanlar.

Rakka’dan kaçan ailelermiş.

Bu çadırları görünce yerleşmişler. Daha doğrusu sığınmışlar. 50-60 aile olmuş.

Buraya da sıcak yemek ve kumanya dağıtmaya başlamış Kızılay.

 

Bu Hilalin altında paylaşmak

Şimdi istikamet Düzce Belediyesinin desteği ile kurulan Şefkat Çadır Kenti.

Bu yıl tüm Ramazan boyunca Kızılay’ın yüzlerce şubesinden biri olan Avrasya Şubesi üstlenmiş İftar ve Sahur iaşelerini.

Kamp başta 1100 kişilikken, İftar yemekleri cazip gelip 1600’e çıkmış kapasitesi.

 

İftara yarım saat kala geldik kampa.

Çocuklar etrafımızda pervane.

Kırmızı Hilali arabalar ve abiler Çocuklar için neşe kaynağı.

Ebu Sabri’nin arazisi üzerinde kurulmuş bu kamp.

Müşvik ve kimsesi olmayan zengin bir müteahhitmiş. Hiçbir bedel istemeden arazisini tahsis etmiş. Bir nevi kampın idari müdürü gibi.

İhtiyaçlarla ilgileniyor.

İftar öncesi dağıtılan sıcak iftar yemeklerini alanlar çadırlarına gidip iftar sofralarını kuruyor.

Dağıtılan bu iftar yemekleri aileler için aynı zamanda sahur yemeği.

Artanlarla gündüz çocukların karnı doyacak.

 

Tek sosyal alan olan 100m2 lik büyükçe bir çadırda bizim için de iftar sofrası hazırlanıyor. Yere yayılan naylon üzerine, az önce çadırlara giden pilavlı tavuk, salata ve ayrandan oluşan soframız hazır.

Nice zengin sofralarda iftar ettik.

Ama bu başka.

İliklerimize kadar Ramazan’ın bereketini hissettiğiniz bir iftar sofrası oldu.

Sözün bittiği yer…

Namazdan sonra Zaman tünelinden geri dönüyoruz.

Reyhanlı bir anda gözümüze dünyanın en modern şehri gibi geliyor.

Soluklanmak için sınırın yanı başında bir çay bahçesinde Kızılay ekibi ile sohbete başlıyoruz.

 

Tanımadığımız birkaç arkadaşa memleketini soruyoruz.

Türkiye’nin her yerinden.

Bayramda memleketlere gidecek misiniz? diye soruyorum;

Memlekette sadece kendi çocuklarımızın başını okşayacak, onları sevindireceğiz. Biz gidersek buradaki binlerce çocuğa kim bayramlık dağıtacak?

kim sevindirecek?

Bayramda biz buradayız.

Milletimizin gönlünden kopan bayramlıkları burada mahzun gönüllere ulaştıracak, onlarla bayram yapacağız.

Söz bitti…

Sessizliği az önce geçtiğimiz arkamızdaki tepelerden gelen çatışma sesleri bozdu.

YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.