Cumhurbaşkanı Erdoğan: Bu coğrafyada kaderimiz de, kederimiz de ortaktır
Cumhurbaşkanı Erdoğan: Bu coğrafyada kaderimiz de, kederimiz de ortaktır
DÜNYA / 13 Şubat 2017
“İslam ile terörü ilişkili hâle getiren tüm iftiraları reddediyorum”
Bahreyn’de bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Uluslararası Barış Enstitüsü tarafından düzenlenen konferansta yaptığı konuşmada, “Tüm bölgenin, tüm İslam âleminin, hatta insanlığın geleceği için birlik olma, birlikte hareket etme zamanı çoktan gelmiştir. Komşuları zillet içinde yaşarken, aynı dili konuştuğu, aynı kıbleye yöneldiği kardeşleri zulüm görürken, hiçbir ülke, hiçbir toplum sadece kendi konforunu, sadece kendi geleceğini düşünemez. Zira bu coğrafyada kaderimiz de, kederimiz de ortaktır. Bu topraklarda mazimiz de istikbalimiz de birdir” dedi.
 
Resmî ziyaretini gerçekleştirmek üzere Bahreyn’de bulunan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Uluslararası Barış Enstitüsü Orta Doğu ve Kuzey Afrika Ofisi tarafından düzenlenen konferansta konuştu. “Türkiye’nin Orta Doğu’da Barışa Yönelik Girişimci Vizyonu” başlığını taşıyan konferans, Başkent Manama’da Four Seasons Otelinde gerçekleşti.
 
“BAHREYN, TÜRKİYE’NİN TERÖR ÖRGÜTLERİNE KARŞI VERDİĞİ MÜCADELENİN DESTEKÇİSİ OLMUŞTUR”
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasının başında, Bahreyn’de büyük bir hüsnü kabulle ve geleneksel Bahreyn konukseverliğiyle karşılandıklarını belirterek gösterilen misafirperverlik için, Bahreyn Kralı Hamad Bin İsa Al Halife’ye teşekkür etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye olarak Bahreyn’le ilişkilere özel bir önem verdiklerini, Bahreyn’in güvenlik, huzur ve istikrarını Türkiye’ninkinden ayrı görmediklerini söyledi ve “Terörle mücadelesinde Bahreyn’in yanında olduğumuzu ve olacağımızı bu vesileyle tekrar vurgulamak istiyorum. Zira Bahreyn başta 15 Temmuz darbe girişimi başta olmak üzere, son dönemde Türkiye’nin terör örgütlerine karşı verdiği mücadelenin en büyük destekçisi olmuştur. Burada hiçbir zaman unutmayacağımız bir dayanışma örneğini dile getirmeyi arzu ediyoruz” diye ekledi.
 
“BÖLGEMİZDEKİ SORUNLARIN ÇÖZÜMÜ İÇİN OTURUP KONUŞMALIYIZ”
 
Her açıdan kritik bir döneme tekabül eden bu ziyaretinin, Türkiye’nin Bahreyn ile dayanışması bağlamında önemli mesajlar içerdiğine inandığını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, küresel bir dönüşüm sürecinde, dünyanın en sıkıntılı bölgesinde, acıların ve umutların kol kola yürüdüğü bir coğrafyada yaşandığına işaret etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Öyleyse, hep birlikte bölgemizdeki sorunların çözümü; huzurun, refahın, kardeşliğin, istikrarın güçlenmesi için neler yapabileceğimiz noktasında oturup konuşmalıyız” ifadelerini kullandı ve birlikte hareket etme imkânlarının geliştirilmesi gerektiğini belirtti.
 
“SURİYE’NİN BAŞINA GELENLERİN YARIN BİZLERİN BAŞINA GELMEYECEĞİNİN GARANTİSİ YOK”
 
Âdeta bir ateş çemberiyle kuşatılan İslam coğrafyasının, çok sancılı günler yaşadığını ve ağır bir imtihandan geçtiğini kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Binlerce yıllık İslam medeniyetine ev sahipliği yapmış, mimarisi, kütüphaneleri, camileri, türbeleri ile ilim, hikmet ve irfanın merkezi olmuş bu topraklar ateş, kan ve gözyaşıyla yeniden dizayn ediliyor. Etnik kimlik, dil, kabile, renk ve mezhep temelinde birbirlerine yabancılaştırılan Müslümanlar, Suriye’de, Irak’ta, Libya’da, Yemen’de ve daha pek çok yerde, kendi kendilerini tüketiyor. Arap ve İslam medeniyetinin gözbebeği şehirlerin, terör örgütlerinin, yabancı güçlerin, vekâlet ve yıpratma savaşlarının sahası hâline getirilişini hep birlikte takip ediyoruz. İnsanlık vicdanının suskun kaldığı bu durum karşısında, muktedirler ellerini ovuşturmakla, riyakârlar ise ne yazık ki timsah gözyaşları dökmekle meşguldür” dedi.
 
“Peki tüm bu olup bitenler karşısında bizler, yani bu bölgenin binlerce yıllık sakinleri ve sahipleri olarak ne yaptık? Bu kanı, gözyaşını, zulmü engellemek için ne çaba harcadık? Mazlumların gözyaşlarını dindirecek, kardeş kavgasını engelleyecek ne tür adımlar attık?” sorularını soran Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasının devamında şunları söyledi: “Maalesef bu sorulara birçoğumuz gönül rahatlığıyla tatmin edici cevaplar veremiyoruz. Her birimizin kendi bağımsız devletimizin sınırları içinde yaşıyor olması kâfi değildir. Tüm bölgenin, tüm İslam âleminin, hatta insanlığın geleceği için birlik olma, birlikte hareket etme zamanı çoktan gelmiştir. Komşuları zillet içinde yaşarken, aynı dili konuştuğu, aynı kıbleye yöneldiği kardeşleri zulüm görürken, hiçbir ülke, hiçbir toplum sadece kendi konforunu, sadece kendi geleceğini düşünemez. Zira bu coğrafyada kaderimiz de, kederimiz de ortaktır. Bu topraklarda mazimiz de istikbalimiz de birdir. Bugün Suriye’nin, Irak’ın, Libya’nın, oralarda yaşayan kardeşlerimizin başına gelenlerin, yarın bizlerin de başına gelmeyeceğinin garantisi yoktur. Bu sebeple, daha sonra değil, hemen harekete geçmemiz gerekiyor.”
 
“SURİYE’DEKİ KRİZ, GENİŞ BİR BÖLGEDE GÜVENLİK TEHDİTLERİNE YOL AÇIYOR”
 
Böylesi sancılı dönemlerde bir vizyon geliştirebilmek için, yapılacak ilk işin kapsamlı bir durum muhasebesi yapmak olduğunu dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu durum tespitine Suriye ile başlamak istediğini söyledi ve şöyle konuştu: “Suriye’deki kriz, bizim gibi komşu ülkeler yanında, Avrupa’nın derinliklerine kadar uzanan geniş bir bölgede güvenlik tehditlerine yol açıyor. Mevcut durum, terör örgütlerinin kadrolarını genişletmeleri, söylemlerini etkili kılabilmeleri bakımından, hayal bile edemeyecekleri uygunlukta bir ortam tesis ediyor. Buna artık bir son verilmesi gerektiği ortadır. Önümüzdeki süreçte Suriye’de en önemli husus, 2016 yılının son günlerinde hayata geçirilen ateşkesin tahkim edilerek, güçlendirilerek siyasi sürecin yeniden başlatılabilmesi için gerekli zeminin oluşturulmasıdır.”
 
Bu ateşkesin tesis edilebilmesi için Türkiye’nin büyük bir çaba sarf ettiğini ve büyük fedakârlıklarda bulunduğuna işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye’nin siyasi birliği ve toprak bütünlüğünün korunarak, tüm dini, mezhepsel, etnik unsurların içinde yer aldığı meşruiyet zemininin, güçlü bir siyasi geçiş sürecinin hayata geçirilmesinin şart olduğunu vurguladı.
 
“TÜRKİYE, ULUSLARARASI PLATFORMLARDA BAŞLATTIĞI AKTİF DİYALOĞU SÜRDÜRECEK”
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin, tüm uluslararası platformlarda başlattığı aktif diyaloğu ve girişimleri sürdüreceğini, terörle mücadele hususunda da üzerine düşenleri yaptığını söyledi ve şunları kaydetti: “Suriye’nin ve bölgenin geleceğine terör örgütlerine ve eli kanlı katillere yer yoktur, olmayacaktır. Bakınız biz, ilk günden beri Suriye meselesine insani, vicdani ve demokratik bir tavır ortaya koyduk. Mazlumun kimliğine bakmadan, onun yanında durduk, tüm imkânlarımızı Suriyeli kardeşlerimiz için seferber ettik. Suriye’deki insani krizin çözümü konusunda da atılması gereken adımları her platformda dile getirdik.”
 
Türkiye’nin Suriye krizinin başından bu yana dillendirdiği ‘güvenli bölge oluşturulması, uçuşa yasak bölge ilan edilmesi, bu bölgede istikrarı ve güvenliği temin edecek millî bir ordunun eğitilip donatılması’ gibi tekliflerinin olduğunu hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Körfez ülkelerinin de ellerini taşın altına koymalarını beklediklerini belirtti ve “Gerekli adımlar atılmaz ise Suriyeli kardeşlerimiz, hayatta kalmak için, çocuklarına daha iyi bir gelecek sunmak için başka diyarlara göç etmeyi sürdürecektir. Çoğu zaman da hedeflerine ulaşmadan, derme-çatma bir deniz botunda hayatlarını kaybedecektir” diye ekledi.
 
“FİLİSTİN’E UYGULANAN ABLUKANIN SONA ERMESİ, ORTA DOĞU’DA İSTİKRARIN ÖN ŞARTI”
 
Filistinlilerin, on yıllardır, kendi öz yurtlarında vatansız, topraksız, devletsiz bırakılmaları asla kabul edilemez olduğuna vurgu yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, bölgede kalıcı barışın tesisinin, öncelikle Filistin halkına yönelik baskılara son verilmesinden ve 1967 sınırları içinde, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasından geçtiğinin unutulmaması gerektiğini dile getirdi ve sözlerini şöyle sürdürdü: “İlk kıblemiz olan Kudüs’te, sadece Müslümanların değil, tüm uluslararası camianın huzurunu bozacak, vicdanını yaralayacak, teamülleri değiştirecek uygulamalara karşı herkesin duyarlı olması şarttır. Bu tür adımların gerilimi tırmandırmaktan başka bir faydası olmayacaktır. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2334 sayılı kararına rağmen, İsrail’in Doğu Kudüs ve Batı Şeria’da yeni yerleşim yerleri inşa etme kararı alması ise tam bir provokasyondur. Uluslararası hukuk ve insan hakları hiçe sayılarak Filistin’e uygulanan abluka ile yasadışı yerleşimlerin sona erdirilmesi, Orta Doğu’da kalıcı barışın ve istikrarın ön şartıdır.”
 
Huzur, barış, istikrar ve güven içinde yaşayan bir Orta Doğu arzu ediliyorsa, Libya’daki gelişmelerin da yakından takip edilmesi gerektiğini belirten ve Yemen’deki gelişmelere de değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2015 yılında imzalanan Libya Siyasi Anlaşmasının, ülkede yeni bir sayfa açılması için önemli bir fırsat olduğu değerlendirmesinde bulundu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Yemen’de iki yıldır süren çatışmaların sona erdirilmesi ve ihtilafa siyasi çözüm bulunmasına yönelik çabaları yakından izliyoruz. Körfez İşbirliği Konseyi girişimi, Ulusal Diyalog Konferansı sonuçları ve 2216 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı çerçevesinde soruna barışçı bir çözüm bulunmasının mümkün olduğuna inanıyoruz” şeklinde konuştu.
 
“TERÖR DEĞİŞEN ŞARTLARA KENDİSİNİ HIZLA UYARLAYABİLİYOR”
 
Bölgede hangi ülkeye bakılsa, hangi mesele ele alınsa terör konusunun ortaya çıktığına işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, terörizmle mücadelede kalıcı başarının, ancak uluslararası düzeyde müşterek ve samimi çabalarla sağlanabileceğinin altını çizdi ve “Bu amaçla, Birleşmiş Milletler çerçevesi başta olmak üzere bugüne kadar geliştirilmiş olan hukuki çerçeve elbette önemlidir ama yeterli değildir. Çünkü terör değişen şartlara kendisini hızla uyarlayabiliyor. Hiçbir insani ve ahlaki değeri bulunmayan terörün kökünün kurutulabilmesi için daha fazla çaba ortaya koymamız lazım” görüşlerini dile getirdi.
 
“İSLAM İLE TERÖRÜ İLİŞKİLİ HÂLE GETİREN TÜM İFTİRALARI REDDEDİYORUM”
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti: “Ülke olarak DEAŞ’ı, El Kaide’yi, Boko Haram’ı, Eş-Şebab’ı, PKK’yı, YPG’yi, FETÖ’yü aynı samimiyetle ve kararlılıkla lanetliyoruz. Yabancı teröristlerin çatışma bölgelerine seyahatlerinin engellenmesi konusunda, hiçbir ülkenin göstermediği ölçüde çaba harcıyoruz. Buna karşılık, DEAŞ veya El Kaide’ye karşı gösterilen duyarlılığın, PKK için de özellikle gösterilmesini, DHKP-C ve FETÖ için de geçerli olmasını bekliyorum. Zira bunların hepsi terör örgütleridir. Bazı terör örgütlerine karşı tedbirler alırken, diğerlerine karşı hareketsiz kalmak, hatta desteklemek, bu örgütleri meşrulaştırmak mücadelenin inandırıcılığını zedeliyor, zedeler. Biz terörün alçak yüzünü yaklaşık 35 yıldır görmüş bir ülkeyiz. 15 Temmuz’da farklı bir yüzüne muhatap olmuş bir milletiz. 15 Temmuz’da kanlı bir darbe girişiminde bulunan FETÖ, yeni nesil bir terör örgütüdür. 248 insanımızı şehit eden, 2193’ünü yaralayan bu terör örgütüyle de diğerleri gibi kararlılıkla mücadele ediyoruz, edilmelidir. Ve ben bu konuda özellikle Bahreyn’in gösterdiği hassasiyete teşekkür ediyorum, bunu da dün akşam Kral Hazretleriyle özellikle paylaştım. Terör konusuyla bağlantılı bir başka soruna da değinmek isterim. Dünyada, özellikle de Batı’da, mukaddes dinimizi terörizmle ilişkilendirmek, yan yana anmak gibi art niyetli, provokatif çabalara şahit oluyoruz. Özellikle Batıda son zamanlarda Müslümanların ibadethanelerine yönelik saldırılar bizleri üzmektedir ve bunları biz kesinlikle bir tahrik olarak görüyoruz. Ve bu tahrik hayırlı neticeler doğurmaz. Bunu o ülkelerin liderlerine de her görüşmemizde söyledim, söylüyorum, söyleyeceğim. Bu tahrikten lütfen çekinin diyeceğiz. Bir Müslüman olarak, bu aziz dinin bir müntesibi olarak, kimden gelirse gelsin, İslam ile terörü ilişkili hâle getiren tüm iftiraları reddediyorum. Terörü belirli bir dine mensup kişilerle veya belirli etnik grubun üyeleriyle bağdaştırma yaklaşımı, yabancı düşmanlığı ve ırkçılık gibi, insanlık tarihinin yüz karası akımların güçlenmesine zemin hazırlıyor. Bu yanlıştan, derhâl dönüşmesini, teröre karşı ilkeli bir mücadele yürütülmesini temenni ediyorum.”
 
Türkiye’nin, 2 bin 200 yıllık devlet geleneğine sahip, tarihî ve coğrafi özellikleri nedeniyle farklı fay hatlarının kesişim noktasında bulunan bir ülke olduğuna dikkat çekerek, “Böyle bir ülke ve milletin Cumhurbaşkanı olarak, tüm kardeş devletlere, fitneye fırsat vermeden, birlik ve beraberlik içinde yaşamayı temin edecek, ayrıştırıcı değil bütünleştirici politikalar izlemelerini tavsiye ediyorum” sözlerine yer veren Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu anlayışla, Türkiye’nin politikasını girişimci ve vicdani bir temel üzerine inşa ettiklerini aktardı.
 
“ORTAK KADERİMİZİ BAŞKALARININ MERHAMETİNE BIRAKAMAYIZ”
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin bölgesinde barış ve istikrar istediğini, bu doğrultuda inisiyatif aldığını ve imkânlarını seferber ettiğini vurguladı ve şu ifadelere yer verdi: “Bu süreçte üzerinde durulması gereken en önemli iki grup kadınlar ve gençlerdir. Bütün kesimlerin ekonomik faaliyetin ve demokratik katılımın parçası olmaları sağlıklı bir toplumun ön şartıdır. Bölge ülkeleri olarak tüm kesimleri içine alan, ekonomiyi kapsayan seferberlik ruhuyla hareket etmeliyiz. Son yıllarda Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleriyle başlattığımız süreçler bu noktada cesaret verici bir örnek teşkil ediyor.”
 
Konuşmasının sonunda, “Coğrafyamız bizim ortak kaderimizdir. Özellikle ortak kaderimizi, geleceğimizi başkalarının merhametine bırakamayız” vurgusunda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini, “Gelin huzur, barış ve refah dolu ortak bir geleceği hep birlikte kuralım” çağrısıyla tamamladı.
 
“SURİYE VE IRAK’I TERÖR ÖRGÜTLERİNDEN TEMİZLEMEMİZ ŞART”
 
Konuşmasının ardından dinleyicilerden gelen ‘Suriye’de askerî çözümün işe yaramaması hâlinde siyasi çözüm olarak neyi öngördüğüne ilişkin soruya verdiği cevapta, diplomatik ilişkilerle bu tür gelişmeleri çözmenin en ideali olduğunu; ancak bunun Suriye’de başarılamadığını kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, Esed’i Suriye’de kriz başlamadan ve başladığı günlerde defalarca uyardığını ve kendisine tavsiyelerde bulunduğunu açıkladı.
 
Şimdi diplomatik ve siyasi bir arayış içinde olunduğuna işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, Astana’da süren görüşmelerin bunun önemli adımlardan biri olduğunu söyledi ve devamında şu değerlendirmelerde bulundu: “Şimdi Cenevre süreci başladı Astana’dan sonra, bu sürecin içerisinde bildiğiniz gibi Türkiye, Rusya, İran, tabii bunu üst düzeyde yürütmedik, en üst düzey burada dışişleri bakanlarıyla oldu ve Cenevre süreciyle bunu biraz daha yükseltmek istiyoruz. Cenevre’de atılacak adımlarla birlikte, orada -tabii Amerika’nın da katılımı söz konusu, özellikle bölgeden de yine katılımlar söz konusu olacak- siyasi sürecin temenni ederim ki inşallah bu bölgedeki ateşkesi sağlamlaştırıcı bir süreç olur. Tabii bütün bu süreçte şu anda başında dönem başkanı olarak Bahreyn’in olduğu Körfez İşbirliği Konseyi’ne önemli görev düşüyor ve bu süreci hep birlikte, bizler de İslam İşbirliği Teşkilatı dönem başkanlığı olarak bu işi yakın takibe almamız lazım. Ve bunun en ideal yolu, siyasi dayanışmayla, diplomatik yollarla bu işi tabii ki çözmektir ve askerî müdahaleleri kalıcı hâle dönüştürmektir. Şu anda tabii ki bizim güvenlik güçlerimiz Özgür Suriye Ordusuyla özellikle terör örgütlerine karşı orada önemli bir mücadeleyi sürdürüyoruz, bu terör örgütlerinden de Suriye’yi, Irak’ı, buraları tabii temizlememiz de şart.”
 
“SURİYELİ MÜLTECİLERDEN MESLEK SAHİBİ OLANLARA VATANDAŞLIK HAKKI VERİLECEK”
 
Yöneltilen bir başka soruda, ‘terörden arındırılmış ve uçuşa yasak bölge’ uygulamasının, mülteci sorunun ortadan kaldırılmasında yeterli bir çözüm oluşturup oluşturmayacağının sorulması üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriyeli mülteciler için Türkiye’nin bugüne kadar yaptıklarının dışında yeni bir çalışmayı daha yürüttüklerini, bu çalışma çerçevesinde Türkiye’deki Suriyeli mültecilerin kariyer ve meslek sahibi olanlara vatandaşlık hakkının verileceğini açıkladı ve “Çünkü bu insanlar Suriye’de yaşarken çok farklı yaşadılar, şimdi bu tür insanları çadıra mahkûm etmek doğru olur mu, bu insanları konteynerlere mahkûm etmek doğru olur mu? Bunlara âdeta normal yaşamına döndürecek bir ortamı, bir zemini hazırlamayı biz insani, vicdani ve kardeşlik görevi olarak biliyoruz, şu anda bunun da inşallah adımını atacağız” cevabını verdi.
 
“SURİYE VE IRAK’IN BÖLÜNMESİNİ İSTİYORLAR”
 
Suriye’nin parçalanmasını istemediklerini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, cevabını şu sözlerle tamamladı: “Ama biliniz ki, birileri de hem Suriye’nin, hem Irak’ın bölünmesini istiyor. Irak’ın bölünmesi çalışmalarını yapanlar da var. Oradaki mezhebi mücadele, aynı zamanda etnik mücadele. Çünkü orada da bir Fars milliyetçiliği olayı var. Bu Fars milliyetçiliği olayıyla da bir bölünme orada da söz konusu; bunların önünü kesmemiz, önünü almamız gerekiyor. Benzer durum Suriye’de var, Suriye’deki gelişmenin de önünü almamız lazım. Bunun için de tabii Körfez’in, bizim, üzerimize düşen neyse bunları hep beraber yapmamız gerekiyor, çünkü biz zulme seyirci kalamayız, kalmayacağız.”
 
Konferansın ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan, Bahreyn Başbakanı Halife Bin Salman Al Halife tarafından Gudaibiya Sarayı’nda onuruna verilen öğle yemeğine katıldı.
YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.