Arzu Karamanlı NAZMİ - Utanmasını Bilene
Arzu Karamanlı NAZMİ - Utanmasını Bilene
BAŞYAZAR / 28 Şubat 2017
İşte Başyazarımız Arzu Karamanlı Nazmi'nin "Utanmasını Bilene" başlıklı bugünkü köşe yazısı...

Uğradıkları zulme karşı onlar utandılar... Başları önde, sessizdi gidişleri. Ama göstermediler gözyaşlarını orta yerde,  “vakur” gidişleri tek tesellileriydi. “Dünyasından” vazgeçip gitmek onurdu belki de ama “inancı sürgün etmeleri” yürekleri delmekteydi.

Utanmasını bilmeyenler vahşileştikçe, zulmettikçe, insanlıktan çıktıkça “ikna odalarında”; utanıyordu Hz. Hatice’nin, Hz. Sümeyye’nin ve Hz. Fatima’nın kızları. Ve elinden bir şey gelmeyen bizler utanıyorduk kardeşliğimizden, arkadaşlarımızdan.

Ama biz ağlıyorduk ulu orta. Bizim için isyan her gün, Meydan’dan Süleymaniye sokaklarına doğru koşmaktı. Bizi kovalayanlardan korktuğumuzda oluyordu ama asıl neden, üç kıtaya adaleti yazdıran “Kanuni’nin” manevi huzuruna sığınmaktı…

Her gün bir sessiz gidiş vardı; sınıftan, okuldan, kampüsten, sözde ilim irfan yuvalarından. Zabıta kaçkını bir “İstikbal Pazarıydı” Beyazıt Meydanı akşamları saat beşten sonra kurulan. Kuytu köşelerinde isimler yazılır, “sürgün infazları” kaleme alınırdı.

Aslında sadece sürgün değildi kaleme aldıkları; öz vatanında kendi evlatlarına kin kusan, kan kusan “satılmış ruhların” cellatlıklarıydı. İnfaz emri gelen gencecik kız çocukları sessizce toplardı eşyalarını. On sekiz yaşındaki bir kız çocuğunun “başörtüsünü” ilime irfana mani ve de ülke ikbaline dair son derece tehlikeli bulurlardı…

Rektörler ülke yönetir, DGM savcıları ipe adam koyarlardı. Okuduğumuz gazeteler yasaklı değillerse de okuyanlar “irticacı” diye yaftalananlardı. Zulüm kol geziyordu dört bir yanda, umudumuz Belediye Başkanımızı da cezaevine atmışlar üstüne üstlük “siyaseten” yasaklamışlardı.

Mefkuremiz göklerde ilahi bir sancak, biz Allah’ın huzurunda eğiliriz ancak!” diyenler önce Allah’a sonrada birbirlerine sığınmışlardı. Ne kadar ezilsek de, bedel ödettirilse de, “Bin yıl sürecek” diyerek, bin yıllık kuyruk acısını bir kalemde çıkarmak isteyenlere karşı “inançlı” bir meydan okumaydı.

Adına “28 Şubat” deseler de esasen bu bir “Meydan Okumaydı”. Haksızlığın, işgalin, zulmün, satılmışlığın “İnanca” meydan okuması aynı zamanda elinde inancından başka gücü olmayanların, uluslar arası bir organizasyona meydan okuması ve kafa tutmasıydı. 

Hak” ile “Batıl” ın savaşıydı. Hak gelip batıl zai olalı asırlar olsa da kazananı belli olan bu savaşta, “niyetlerin” ortaya konduğu bir imtihan, bir sınavdı. “Bu şarkı burada bitmez” umudundan filizlenip yeniden “çınar” olabilme motivasyonuydu.

Ancak bunu;

Yolumuz gazadır, sonu şehadet,

Dinimiz ister sıdk ile hizmet” diyenler;

Bir vakitler öğrenci evlerinde, üniversite yurtlarında sessizce bavullara eşyalarını dizenler;

Davasından dönmeyip, hak yol üzerine “Liderinin” peşinden gidenler bilirler…

Davasından dönenler, kişiliğini ve özünü peşkeş çekenler, inançlarına ihanet edenler;

Nasıl ve nereden geldiğini unutup, nereye gideceğini ise aklına dahi getiremeyenler;

Katili ile saf tutup, “Hatıraya” dahi sadakat gösteremeyenler, küfrü ödüllendirenler;

Utanmasını bilmeyenler, bu motivasyonu da bilemezler…

YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.