Arzu Karamanlı NAZMİ - Şartlı Refleks
Arzu Karamanlı NAZMİ - Şartlı Refleks
BAŞYAZAR / 12 Ocak 2017
İşte Başyazarımız Arzu Karamanlı Nazmi'nin "Şartlı refleks" başlıklı bugünkü köşe yazısı...

“Katılımcı Demokrasi” denince sadece iki argümanı olan ve her ihtiyaç duyduğunda bu iki çareden birinden medet uman insanların, bu ülkede “Ana Muhalefet” tanımını dolduruyor olması herkes adına utanç verici.

Orduyu sözde göreve davet edip “darbe” yaptırma ve halkı sokağa davet edip “anarşi” pompalama… Bu iki unsurdan herhangi biri görevini yerine getirebilmişse, “Katılımcı Demokrasi” olur onların nazarında.

Haya duyulmadan yapılan “Kontrollü Darbe” iftirasının bilinçaltında yatan sebebi, bu “şartlı reflekstir” büyük olasılıkla.

Ne var ki; gerek “15 Temmuz” da gerekse “Gezi Kalkışmasında” bu dahiyane demokrasi yaklaşımları büyük ölçüde anlamını yitirmiş olsa da, fizyolojik ve psikolojik alışkanlıklarının devem ettiği ayan beyan ortada.

Yıllarca “bir gün darbe yapmalarına ihtiyaç duyabiliriz” temkini ile “postal yalamalarından” mütevellit, “dik duramama” evresine geçememiş olmaları fizyolojik bir tepkime görülebilir. Ya da “ayaklara kapanma” alışkanlıklarından henüz vazgeçilememiş olunabilir.

İşte bir milletvekilini ısırmakta; “postal görünce yalama” şartlı refleksinden, iktidar partisi milletvekilini görünce “bacağını ısırma” tepkimesine geçiş evresidir…

Onların fazlaca ciddiye aldıkları “Ünlü Komedyen Darwin” in teorilerinden yola çıkacak olursak tam olarak evrelerini tamamlayamadılar. Hatta meşhur “Piltdown İnsanı” gibi; altı başka, üstü başka, her yeri farklı fraksiyonlardan montaj, “sapkın demokrasi anlayışlarını” düşünecek olursak daha çok başındayız.

“Dik durabilme” evresini tamamlayamadıkları gerçeğinden yola çıkılırsa daha ilk evredeyiz. Yine aynı “Evrim Teorisi” referans alınırsa kısa süre içerisinde bir sonraki “evrilmeye” geçebilecek durumda bile değiliz.

Maalesef belirtilerde bu yönde. Bacak ısırma, burun kırma, adam boğazlama, kendisinin ve başkalarının eşyalarına zarar verme, öfke nöbetleri bu ilk evrenin beklenenden daha uzun süreceğini işaret ediyor.

1930’lu yıllarda ortaya atılan “Doğal Seçilim” teorisini; o yıllardan bu yana “kendilerinin doğal bir biçimde seçilmesi zorunluluğu” olarak algılayan bu insanları “çoğulcu demokrasiye” ikna etmek kolay değil. En medeni haliyle işte böyle “şartlı refleks” gösterir.

Hele bir de buna “Kullanılmayan Organlar Körelir” teorisini ekleyecek olursak bu “evrime” bizim ömrümüz vefa etmeyebilir.

Kullanabildikleri organların tahrip gücünü düşünecek olursak, sabrımızda ciddi anlamda zorlanabilir. En az zayiatla atlatabilmek için Allah’a tevekkül etmekten başka elimizden ne gelir?

Milletin vekilliğini “teoride” dahi anlayamayanlar değil “medeniyet evrelerini” tamamlayamayanlar mevzu bahis… Ya Sabır!

YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.